Uyumsuzluğa Methiye

MURAT TÜRKER                                                              02.05.2009

“Oysa siyah bir maske var karşımızda. Gerçekleri örten, karartan ve hepimizi ayartan bir kara maske!

“Dünyanın kanını emen; kaynaklarını sömüren; Irak’ta bir milyondan fazla insanı katleden; Afganistan’da, Pakistan’da yeni cinayetlere hazırlanan; dünyayı işgaller, katliamlar, çatışmalar arenasına dönüştüren; insanlığı büyük bir belirsizliğin, kaosun, katastrofun, krizin eşiğine sürükleyen emperyalist bir ülkenin günahlarını karartmak için cilâlanarak, boyanarak, imaj-çalışması yapılarak sahneye sürülen kapkara bir maske!”

*Yukarıdaki satırlar*, Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan’a ait…

‘Siyah maske’ olarak tesmiye ettiği kişi ise kısa bir süre önce ülkemizi ziyaret eden Obama…

Kaplan doğru söylüyor…

Dünyaya kan ve gözyaşı pazarlayan bir emperyalist güç duruyor karşımızda…

Ve akşamdan sabaha, yani bir anda, bu gücün küresel emellerinin değişebileceğini/değiştiğini düşünmenin, mü’min ferasetiyle bağdaştırılabilir olmadığı âşikâr…

Hele bunun bir lider değişimiyle olabileceğini sanmak, eğer safdillik olarak adlandırılamazsa, nasıl tanımlanmalı, bilemiyorum doğrusu…

Komplo teorisyenliği falan değil yaptığımız; Bush’tan Obama’ya Amerikan sisteminde köklü ve kalıcı değişiklikler olduğunu/olacağını savunmanın elbette hiçbir temeli yok…

Değişen sadece vitrindir…

Bush ve ekibinin ‘İslâm’ı yok etme’ üzerine kurulu ‘şahin’ politikaları, Obama ile ‘İslâm’ı ehlileştirme’ türünden daha sofistike bir tutuma evrildi o kadar…

Yok edemeyeceklerini, kökünü kazıyamayacaklarını anladıkları İslâm’ı, içini boşaltarak bertaraf etme peşindeler…

Devrede olan B plânı…

Ve daha tehlikeli olan da bu…

Şimdi daha fazla teyakkuza muhtacız…

Olayı şöyle de okumak mümkün: ABD özelinde dünya egemenleri, kapitalist sömürge düzenlerini sarsacak tek bir gücün kaldığını, bunun da İslâm olduğunu çok iyi biliyorlar.

Bu dünyanın sırtındaki kan ve gözyaşı yükünü ortadan kaldırabilecek, yaşlı gezegenimize tekrar bir huzur iklimi tattırabilecek potansiyeli taşıyan yegâne nizam İslâm’dır.

Dünyanın ve zâlimlerden sıdkı sıyrılmış insanlığın İslâm’ın ses ve soluğuna ihtiyacı var.

Eğer müslümanlar da özlerini kaybeder, seleflerinden tevârüs ettikleri değerlerden uzaklaşırlarsa, bilsinler ki, bu dünyanın imdâdına koşacak başka bir el yok…

Ve âdil olmayan cârî düzenin savunucuları, bunun pekâlâ farkındalar…

Tedirginlikleri bu yüzden…

Bu yüzden ‘İslâmofobi’ yaşıyorlar…

Evvelâ İslâm’a açıktan savaş açmayı denediler.

Fakat sadece müslümanların değil, zulümleriyle tüm dünya halklarının nefretini kazandılar.

Obama ile yapmaya çalıştıkları da, kelimenin tam anlamıyla bir ‘imaj düzeltme çalışması’dır.

Bir taraftan bozulan imaj yenilenecek, öbür yandan da ortadan kaldıramadıkları İslâm, içeriksizleştirilerek tasfiye edilecek.

Plân bu…

Ve ‘müslüman dünya’yı –ki ifade Obama’ya aittir; ‘İslâm dünyası’ dememeye itina etmiştir- dönüştürme adına inceden inceye bir proje işletilecek.

Türkiye, yüzü Batı’ya dönük, Avrupa Birliği’nin kapısında bekleyen bir ülke hâline getirilerek, tüm müslüman coğrafyaya model olarak sunulacak.

Bu, tam anlamıyla “Yok edemiyorsan, ehlileştir!” politikasıdır.

Bunun böyle olduğunu görmek için de etrafımıza, çevremizdeki dünyevîleşme hızına bakmak yeterlidir.

Tüm bu söylediklerimizi komploculuk olarak nitelendireceklere, bir müslümanın, ABD’nin taşıyıcılığını yaptığı kapitalist-sömürgeci değerlerle barışık olup olamayacağını sormak gerekir.

“Barışık olamaz” diyorlarsa, sorarlar adama: “Yamanmaya çalıştığınız gücü tanımıyor musunuz?” ve yine sorarlar: “Bu temelsiz iyimserlik neden?”

Yok eğer devrin şartları vs. türünden sâde suya tirit gerekçelerle bu düzeni benimseyeceksek, o zaman da “Hangi müslümanlıktan söz ediyorsunuz?” sorusuna cevap bulmak zorundayız.