Türklük Söylemi Üzerinden İsmet Özel’i Dışlamak-1

MURAT TÜRKER

Aşağıdaki mükâlemeyi, İsmet Özel’in Konya’da bir televizyonda katıldığı programdan[1] aldım. Önce Özel’in sözlerini aktaracak ve inşaAllah sonraki yazıda da hem bu yaklaşımı yorumlayacak, hem de İsmet Özel konusunda daha genel sayılabilecek bir değerlendirmeye yer vereceğim.

Amacım hiçbir şekilde,  Özel’i -veya herhangi başka bir şahsı- aklamak, tümden tezkiye etmek ve gözde büyütmek olmadığı gibi, herhangi birini tümden ademe mahkûm etmek de değil… Aklımı birilerinin cebine koymanın yanlış olduğunu öğreneli hayli zaman oldu. Başka bir vesileyle de söyledim, yineleyeyim: Ben Özel’in –veya başka bir şahsın- doğrularına talip oldum, var olan yanlışlarının müşterisi değilim. Bir şahsı değerlendirirken de hata-sevap cetveli üzerinden bakarım. Bir veya birkaç sözünü sahipleniyor olmak, neden tüm söylediklerine kefil olmak demek olsun!?

Amacım, Özel’le özdeşleşen bu Türklük söylemini masaya yatırmak, doğru anlaşılıp anlaşılmadığını, belki doğru anlatılıp anlatılmadığını irdelemektir.

Bu konuda Özel’den çok fazla şey okudum ve dinledim diyebilirim ama tüm bunlara yer vermenin yazıyı ne kadar şişireceği ortadadır. Bu yüzden spesifik olarak bir televizyon programındaki sözlerini örnek seçtim; değerlendirme esnasında ise bu programla sınırlı kalmaksızın daha geniş bir yelpaze üzerinden gitmeyi arzu ediyorum.

*

Sunucu: “İsmet Bey, dışarıdan bakıldığında söyleminiz milliyetçiliğe yakın gibi duruyor, yani dışarıdan öyle görünüyor?”

İsmet Özel: “Milliyetçiliğe yakın değiliz biz. Biz milliyetçiliğin ta kendisiyiz. Sanmayın ki, birisi kalkıp ‘ayaklarımın altına alıyorum’ falan deyince biz de ‘he he’ diye ağzımızı açacağız! Biz, Türk milliyetçiliğinin tam göbeğindeyiz. Kimse de bizi ayağının altına alamaz. Biz onları ayağımızın altına alırız. Türk milliyetçiliğine laf söyleyenlerin hepsini ayağımızın altına alacağız. Çünkü Türk milliyetçiliği hiçbir şekilde İslâm’dan kopuk bir şey değildir… Biz, Kur’an hayatımızda en önemli şey olduğu zaman, Kur’an’dan aldığımız kelimelerle konuştuk. Şimdi biz hayatımızı değiştirdiğimiz için, hayatımızı İslâmî olmayan bir meşreb üzere devam ettirdiğimiz için bu (uyduruk) kelimeler var.”

İsmet Özel: “Türk milliyetçiliği demek, Mekke ve Medine’nin selâmetini, hayatının esası, hayatının istikameti saymış insanların ideolojisi demektir. Şimdi Selçuklu, Osmanlı deniyor ama çoğu metinde Selçuklu Türkleri, Osmanlı Türkleri diye geçer. Selçuklu, neden Selçukludur? Selçuklu, toprakları içine dâhil etmediği halde, bütün dünyaya, Mekke ve Medine’ye zarar gelmesi halinde, cezasını kendilerinin vereceğini ilan etmiş insanların devletidir, Selçuklu devleti… Selçuklular demişlerdir ki: ‘Kim ki, Mekke ve Medine’ye bir zarar verir; bilsin ki, onu tepeleyecek olan benim!’ Selçuklu topraklarına dâhil olmamıştır Mekke ve Medine… Daha sonra Portekizliler Yemen’e asker çıkardığında, o zaman Türklerin başında bulunan Yavuz Sultan Selim, ilk doğuya sefer yapan Osmanlı padişahıdır. Neden doğuya sefer yaptı? Aynı Selçukluların endişesi dolayısıyla… Yani bir şekilde Mekke ve Medine Osmanlı topraklarına katılmalıydı ki, Mekke ve Medine’ye zarar verecek olan insan, Türk’e çatmış olsun; cezasını da Türk versin onun… Bu, 1916’ya kadar devam etti. 1916’ya kadar Mekke Kalesi’nin üzerinde Türk bayrağı dalgalanıyordu. Biz İstiklal Marşımızı tekrar Mekke ve Medine’nin vatanımız olduğunun dünyaya tescili gayesiyle TBMM’de kabul ettik… Medine’ye teveccüh etmemiş bir hayat İslâm hayatı olamaz. Yani Türk milliyetçiliği falan filan dediğimiz zaman bundan başka bir şeyden bahsetmiyoruz. Yani öyle dangul-dungul Orta Asya morta Asya meseleleri falan yok.”

Sunucu: “O zaman şöyle bir soru gündeme geliyor: Kimlik, üst kimlik, alt kimlik… Bu konuda ne dersiniz?”

İsmet Özel: “Yani kimlik deyince ‘kimsin?’ Biz eskiden hüviyet derdik. Hüviyet yani o’luk, hüve yani… Benim kimliğim neyi gösteriyor? Bu adam ve bu adamın mensup olduğu millet, dünyada Allah’ın şanını yüceltmekten daha makbul amel bilmeyen millet… Kimlik bu… Benim kimliğim ne? Benim kimliğim, Allah’ın şanını yüceltme vazifesini, makbul, güzel, iftihar edilir bir vazife olarak sayan bir kimlik… Benim başka bir kimliğim olamaz. Her şeyim bununla alâkalı… Biz Kur’an’dan bunu öğreniyoruz: ‘Her şeyim, hayatım, ölümüm Allah içindir’. Bunu söylemeyen adama ben Müslüman demem. Yani ‘benim hayatım da, ölümüm de Allah içindir’ demeyen adamı ben Müslüman saymam. Kendisi isterse hafız olsun. Kimlik, bundan ibarettir.”

 

murtur06@hotmail.com

 


[1] Konya TV, “Güncel Takip” programı, Mart-2013