“Tehlikenin Farkında mısınız?”

MURAT TÜRKER                                                              27.02.2007

Bu cümle, Cumhuriyet Gazetesi’nin üç farklı versiyonu ile medyaya yansıyan reklâmının spot cümlesi. Bu reklâmın haber konusu yapıldığı internet sitelerinin bazılarındaki okur yorumları ise âdetâ bir zihniyeti deşifre ediyor.

Mezkûr reklâmı kurgulayanlar, toplumu, var olduğuna inandıkları bir ‘tehlike’ye karşı uyarıyorlar. Bu uyarının muhatapları içerisinden ‘tehlike’nin varlığı konusunda gazete ile hemfikir olanlara ise ne yapmaları tavsiye ediliyor; bilmiyoruz.

Bir an için dedikleri türden bir tehlike ile yüz yüze olduğumuzu düşünelim. Peki, ne yapacağız? Bu tehlikenin giderilmesi için hayata geçirilmesi gereken tedbir nedir? Gazete, okuyucularına ne önermektedir? Veya sözü edilen tehlikeye karşı teyakkuza geçmesi gerektiği düşünülen başka kurum ve yapılara malzeme mi sunulmaktadır?

Bunların cevaplarını bilmiyoruz…

Ama tahmin ediyoruz.

Aslında hepimiz bu ‘tehlike’ edebiyatına fazlası ile âşinâyız.

Daha doğrusu birilerinin, tehlike kavramının içini ne ile ve nasıl doldurduklarını kestirebiliyoruz.

Bu topraklarda uzunca bir süredir bazıları, millet iradesini, tehdit değerlendirmeleri içerisinde ele alıyorlar.

Cahil olarak niteledikleri yığınları, tepeden inmeci bir tutumla dönüştürme peşindeler.

Sırası geldiğinde demokrasi havarisi kesiliyorlar ama halkoyu ile iktidara gelmiş bir bünyeyi tehlike olarak yaftalamakta beis görmüyorlar.

Bir tanesi katıldığı televizyon programında “millet iradesiymiş, ıvır zıvırmış; geçin efendim bunları” diyordu mesela…

Biz tekrar mahut reklâma dönelim…

Dediğim gibi reklâmın haber konusu yapıldığı sanal ortamlardaki yorumlar bir tasavvuru açık ediyor ki; okuduğunuzda asıl tehlike ile yüzleştiğinizi fark ediyorsunuz.

‘Örümcek kafalılar’, ‘dinci yobazlar’, ‘gericiler’, ‘karşı devrimciler’, ‘takunyalı din bezirgânları’ türünden nitelemeler, mevcut hakaretler içinde en mûtedil(!) olanları.

Okuduğunuzda üzerinize kin sıçrıyor; nefret bulaşıyor.

Anlıyorsunuz ki bazıları, bu topraklarda dinin tüm tezâhürleri ile topyekün savaş modunda.

Dile getirilen fikirlerle değil, şahıslarla hesaplaşma itiyadındalar.

Üslûpları düzeysiz, beyanları hakaretâmiz.

Saldırı, yöntemleri; istihza, tarzları olmuş.

Nefretle oturup kinle kalkıyorlar; düşmanlık, gözlerini bürümüş.

O halde buradan îlân edelim:

Bir tehlikeden söz edilecekse, projektörler buraya çevrilmelidir.

Asıl tehlike, şiddet merkezli bu söylemdedir.

Düşünceye hakaretle mukabele eden bu patolojik yaklaşımdır asıl mücadele edilmesi gereken.

Varlığını üzerinden meşrulaştırdığı ‘öteki’yi ilk fırsatta yok etmeye kilitlenmiş bu hastalıklı bakıştır ortak ‘düşman’ımız.

Dikkat edelim, şimdilerde ‘söz’ümüz arttı ama ‘hikmet’imiz azaldı.

Daha çok bilgiye ama daha az irfana sahibiz.

Nezâket bizi terk etti; nezâhet aramızdan çoktan ayrıldı.

Taassub bizi tahammülsüz kıldı.

Farklı düşünceye yaklaşımımız nefret temelinde şekil alıyor.

İstibdadın her nev’ini kanıksar hâle geldik.

Bir ezberimiz var, bozulmasını hiç istemediğimiz.

Bu yolun sonu fikrî sefalet gibi görünüyor. Anti demokratik uygulamalardan yakınanların, yaşantılarında sergiledikleri bağnazlık artık alârm veriyor.

Aşırılık revaçta, itidal marjinal şimdi.

Piyasada mebzul miktarda ‘fikrî terminatör’ var. Kabalık ile prim yapıp, ‘üslûp magandalığı’ ile yol almaya çalışıyorlar.

Lümpenlikleri ile övünüyor; ayarsızlıkları ile iftihar ediyorlar.

Yapılması gereken bir çağrıdır buradan:

Herkese ve bilhassa kanaat önderlerine…

Dostlar, içimizde ‘tehlike’ büyütüyoruz.

Taassublarına, aşırılıklarına, gözü karalıklarına işimize geldiği için göz yumduğumuz bu müfrit müteheyyic kitleyi artık görmemiz gerekiyor.

Bu insanlara da zarar veriyor vurdumduymazlığımız.

Kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz.

Güzel bir yarın inşa etmek hepimizin amacı ise…

Daha yaşanabilir bir dünya arzuluyorsak…

‘Sulh’a yatırım yapacaksak…

İnsan kalitesi birinci gündemimiz olmalı.

Bilmem ‘tehlikenin farkında mısınız?’