Siyasetten İmtina Hususunda Samimi miyiz?

MURAT TÜRKER                                                              18.07.2007

Bu soruya gönül rahatlığı ile evet cevabı vermek bir hayli zor görünüyor. Ama içinden geçtiğimiz şu dönem, mezkûr sual üzerinde daha derinlemesine bir tefekkür mesâisi yapmamız gerektiğini ihtar ediyor.

Herhalde seçim arifeleri, siyasetin kirli yüzünün tavan yaptığı dönemler olarak da karşımıza çıkıyor. Siyasî liderler arasında, seviyenin alt sınırlarını zorlayan polemikler bu dönemlerde daha bir revaç buluyor.

Neler müşahede ediyoruz, neler!

Kola takılan saatin değerinden tutun da, aile mahremiyetine varana dek bir sürü özel konuda, harcıâlem nutuklar işitiyoruz.

Senelerce önce çektirilmiş bir fotoğraf üzerinden kirli siyaset yapan da kitlelerin oy verdiği bir partinin lideri; yekdiğerinin mizâcını müzâkere konusu yapacak denli duruşuna irtifa kaybettiren de…

Popülizm merğub metâ; bel altına çalışmak siyasî moda şimdi…

Bir de bu seçime has dikkati çeken noktalar var.

Gelenek hâlini almış bir siyasî akımın fikir mimarı olan mütekâit politikacı, çizgi dışına çıkmakla itham ettiği, kendi bünyesinden çıkmış ve kulvar değiştirmiş öğrencilerine yönelik eleştirilerde dozu ayarlayamama handikabına düçar olmuş durumda.

İşin içine uhrevî birtakım temaları da katarak ortaya koyduğu, insaf sınırlarını ilgâ eden tenkidleri, ibretle izlenmeyi hak ediyor. Siyasetin, meleği şeytan gösteren çirkin yüzünü daha bir yakından görmek isteyenler, bu tablodan fazlası ile istifâde edebilirler.

Kararsızlar denilen kitlenin, seçimin bu kadar yaklaştığı bir dönemde, kayda değer bir yekün teşkil ediyor oluşunu da bir kenara not edelim. Seçmen kitlesinin hesaba katılmaması mümkün olmayacak ölçüde önemli bir kısmı, siyaset bilimi kavramlarının alabildiğine modernleştiği bu devirde hâlâ ‘ehvenüşşer’ olarak nitelendirdiği partiye oy veriyor.

Dahası liderler, kahrolası bir popülizmin ağına takılmış durumdalar. İşin acı tarafı, urgan atma, siyaseti magazinel hâle getirecek demeçler verme gibi eylemler, seçmenlerin hafife alamayacağımız bir kısmınca alkışlanan faaliyetler cümlesini teşkil ediyor. Ve temel işlevi kendisini geniş yığınlara kabul ettirmek olan siyasetçiler, kendilerini, bazı pespâye taleplere de cevap vermek zorunda hissediyor.

Siyasette seviyenin bu denli taban yapmış olmasının perde arkasında, işbu danışıklı durumun etkileri bir hayli belirleyicidir.

Buraya kadar ifade edilen düşünceler, kesinlikle bir ‘siyasetsizliğe övgü’ denemesi olarak okunmamalıdır. Zaten siyasete dönük mesafeli duruşun altyapısını oluşturan argümanlar arasında, siyaseti gereksiz bulan bir değerlendirmenin bulunmadığı, izahtan fazlasıyla vârestedir.

Siyasetten imtina etmenin gerekçelerinden en kayda değer olanını, dine hizmet şiarı ile yola çıkmış fertler için siyasetin ‘kullanışlı’ bir araç olmadığı gerçeği olarak işaretlemekte ciddi bir mahsur bulunmamaktadır.

Siyasetin dejenere edici, inandığını değil kendisinden bekleneni söylettirici, tarafgirliği ifrat derecede uygulattırıcı atmosferinin, dini hassasiyetlerle te’lifinin zorluğu da, bir vâkıâ olarak karşımızda duruyor.

Dine hizmetin dürüstlükten tâviz verilerek götürülemeyeceği açıktır.

İnandığını söyleyemediği ve yanlışa doğru, doğruya yanlış demek zorunda bırakıldığı bir ortamda, müslümanın temsil yeteneğini kaybedeceği âşikârdır.

En azından bu tür bir duruşun, dine hizmette tercihe şâyân yol olmadığı ortadadır.

Siyaset, özü itibariyle hakikati kucaklamaktan âciz bir keyfiyeti hâizdir.

Mâhiyet olarak kirliliğe bu denli açık bir olgu ile meşbû olup ondan lekedâr olmamak da imkân hârici olduğuna göre, dine hizmeti vazife telakki edenler, siyasetin tepeden inmeci ve inhisarcı üslûbundan teberri etmelidir.

Ancak bu teberrinin samimiyeti de, bahse konu teşkil edecek derecede önemlidir.

Siyasetten uzak oluşumuz, ilkesel alanla sınırlı kalmamalı, fiilî sahaya da teşmil edilmelidir.

Farklı bir deyişle, vitrinde siyasetten Allah’a sığınan bir vizyon sergilenirken, iç kısımlarda siyasetin tam göbeğinde bulunan bir faaliyet şeması barındırılmamalıdır.

Daha doğrusu siyasete mesafeli oluşun kapsamını, aktif politika ile iştigal etmemek olarak daraltmak, hayli sorunlu bir okuma olacaktır.

Elbette siyaseti yok sayan, tamamen ilgisiz olmayı teşvik eden bir anlayış değil sözünü ettiğimiz.

Ama siyasete mesafeliyim dediği halde, siyasetin sahasını canhıraşâne bir şekilde, belli kamuflajların yedeğinde tanzim etmeye çalışanların, öncelikle iki hususta doğru yapmadıkları göze batıyor.

Birincisi, samimi olmayan söylemleriyle inandırıcılıklarını yitiriyor ve kazanılması muhtemel eşhas nezdinde meydana getirdikleri güven bunalımı nedeniyle nice kayba vücut veriyorlar.

İkincisi, bu kadar merkezinde oldukları siyasetin kirli çarklarına dişli olup, özlerinden uzaklaşıyorlar.

Umulan fayda ya hiç meydana gelmiyor; ya da kendisinden daha büyük bir zararı da peşi sıra sürükleyerek vücut buluyor.

Halbuki siyasetten imtina meselesinin teorisyeninin meseleye yaklaşımında, bir ‘çıkar ekseni’ne hiç rastlanmıyor. Onun tarz-ı telakkisinin odağında, siyasetten uzak duruyor görünmenin meydana getireceği kısa vadeli menfaatler yer almıyor. Siyasete direk ya da dolaylı duhulün, elmasa cam pahasının biçileceği bir atmosfere zemin hazırlamak demek olduğunu biliyor ve bu bilgi kaygısının temelini oluşturuyor.

Bu nedenle hayatının hiçbir döneminde kısır siyasî hesapların getirisinden nemâlanma peşinde olmuyor. El altından siyasî mekanizmayı kendi lehine biçimlendirme gibi projelerden çok, inandığı hakikatlere güvenip bel bağlıyor.

Siyasî üslûbun temel lâzımelerinden olan ‘adam kazanma’ mücadelesine hiç iltifat etmiyor; yaşantısında kemiyeti merkeze aldığı bir paranteze rastlanmıyor. Adam kazanmak için değil, bir sineyi daha iman hakikatleri ile buluşturmak için çaba sarf ediyor.

Siyasetten gerçekten uzak duruyor; mesela nümâyişe yeltenmiyor; kalabalıklık üzerinden muhataplarını köşeye sıkıştırma gibi ‘siyasî’ hamlelere yanaşmıyor.

Hep göz önünde olmaya çalışmak gibi ‘siyasî’ eğilimlerle yolu hiç kesişmiyor.

Ve Emirdağ Lâhikası’nın sayfaları arasında seyahate çıkanların gözleri, onun siyaset karşısındaki kararlı duruşunu ifşâ eden şu satırlara takılıyor:

“Bu sırada dâhilde, o kadar dâhili ve hâricî heyecanlı parti cereyanları varken ve bundan tam istifâde etmek, yani mahdut birkaç arkadaşına bedel ve çok diplomatları kendisine taraftar kazanmak için zemin hazır iken, sırf siyasete karışmamak ve ihlâsına zarar vermemek ve hükûmetin nazarını kendine celbetmemek ve dünya ile meşgul olmamak için, bütün arkadaşlarına yazıp ki, ‘Sakın cereyanlara kapılmayınız, siyasete girmeyiniz, âsâyişe dokunmayınız’ diyen bir biçâreye, onun âhiret meşguliyetine bu kadar ilişmek hangi kanun müsaade eder?” (Adliyenin şahs-ı manevîsine ve Dahilîye Vekili’ne berâ-yı mâlûmat beyan ettiği ifadesinden bir bölüm)