Sisteme Entegre İslâmcılığa Dâir Notlar

MURAT TÜRKER                                                              10.06.2011

Her dâim canlılığını koruyan ve her geçen gün tazelenen bir gündem yoğunluğu ile yüz yüzeyiz.

Ülkenin içinde olduğu seçim süreci, dışarıya bakışlarımızı çevirdiğimizde Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler vs…

Direkt ya da dolaylı, tüm bu yaşananlar müslümanları da ilgilendiriyor; onların yarınını da etkiliyor.

Dolayısıyla müslümanların kendilerini bu akıştan tam anlamıyla soyutlamaları mümkün de değil doğru da…

Üstad Bediüzzaman’ın bir talebesini Boğazlar gibi güncel bir meselede sınayıp onda müşâhede ettiği, meseleye dönük müfrit alâkadan duyduğu teessüf, hayatını imana hizmete hasretmiş bir şahısta görüldüğünde fevkalâde rahatsız edici olan, ‘gündemde boğulma’ türü bir algı tutulmasıdır ki oldukça mânidardır.

Elbette, tüm olanlara –ki buna güncel vakalar da dâhildir- müslümanca bir algının eşliğinde bakmakla, her oluşun yönlendirdiği edilgen bir tavırla oradan oraya savrulmak arasında kayda değer bir fark var.

Günlük hâdiselerin aldatıcı câzibesine kapılıp ‘esas gündem’den sarf-ı nazar edenlere dönük son derece isabetli ikazları, güncel olarak tesmiye olunan akışa müslümanca bakmak ve vaziyet etmekte ifadesini bulan bilinçli duruşu zedeleyecek ve ilgâ edecek bir yoruma tâbi tutmak, hakikati rencide edebilir.

Günümüz müslümanlarında görmeye alışık olduğumuz edilgen tavrın derûnuna vâkıf olmak isteyenler, hayatı bir bütün olarak müslümanca okumanın yol ve yordamının peşine düşeceğine, devrin hâkim düşünce kalıplarını kutsayan ve tartışılmaz bir veri olarak kabullenen ‘zeminini kaybetmiş’ müslüman profiline odaklansınlar.

Bakın çok önemli bir problemden söz ediyoruz: Eşyâ ve hâdisâtı neredeyse tümüyle ithâl bir çerçeve üzerinden okuyan ve içine çekildiği gündemin tezâhürlerinde boğulan, temel iddialarından tecerrüd etmiş, zihnen mağlup bir prototiple yüz yüzeyiz.

İslâm’ın toplum hayatında en azından ritüeller bazında daha görünür olmasından yola çıkıp muzafferiyet türküleri söyleyen, hedef çıtasını âdetâ dinin kültürel boyutuna sabitlemiş, İslâm’ın hayatın her ünitesine dâir sözü olduğu gerçeğinden sarf-ı nazar eden bir zihnî pozisyondan bahsediyorum.

Algı ve analiz seviyesi bu ölçüde bulanıklaşmış bir bakış açısından, belki çok akılcı ve reel politiğin uzmanlarına ‘ot yolduracak’ tahliller duyabilirsiniz ama böyle bir zihnî arka plândan müslümanca bir ‘duruş’ beklemek beyhûdedir.

Karşımıza çıkan tüm güncel olaylarda “İslâm ne diyor?” sorusuna kafa yoracağına, dayatılan olguları kutsayarak tepki veren ve değiştireceğini iddia ettiği sisteme karşı, yine onun içinde kalarak geliştirdiği bir muhalefet dili üzerinden pozisyon belirleyen akıl kamaşmasından söz ediyorum.

Sizi bilemem ama sistemin kendisine açtığı hareket alanının sınırlarına râzı olmuş ve işbu uzlaşmacı mantığın sağladığı maddî-mânevî konforun rahatlığında iş gören ve bedel ödeme olgusunu lügatinden çıkarmış ‘kanaat önderleri’nden benim sıdkım sıyrılmış bulunuyor…

İslâm’ın ibadete ve ahlâka müteallik boyutunda müşâhede edilen görünür rahatlama hatırına, hayatın diğer alanlarına dönük İslâmsızlaştırma politikalarına ses çıkarmamamızı telkin eden tasavvurdan da berîyim…

İnsanlığa kan ve gözyaşından maada armağanı olmayan şu bâtıl düzene itiraz edebilecek yegâne nizam olan İslâm’ın muhalefet argümanlarının içini boşaltan ‘içeriden’ çıkışlarla da hiç işim olmaz.

Bundan öncesi geçti ama en azından bundan sonra enerjimizi biraz da ümmetin İslâmî bilincini takviye etmeye hasretmeliyiz.

Bilincini yitirmiş kuşakları, esen her kuvvetli rüzgâr önüne kapıp götürüyor çünkü…