Seni Överek Tüketmeyeceğim!

MURAT TÜRKER                                                              14.11.2006

“Kişi övgü ile karşısındakini, sövgü ile kendisini tüketir.” der Mustafa İslamoğlu. Tarih, ‘sena’da ölçüyü kaçırmanın yol açtığı tahribatları sıklıkla kaydeder.

Bu tahribatların övene de, övülene de bakan yanları vardır.

İslamî öğreti, şahsı yücelten, bireyi haddinden fazla öne çıkaran ve medhetmede aşırılığa meyleden tasavvurları zemmeder. Kezâ Hak Din, her türlü aşırılığa cephe almıştır.

Bu dinin mübelliği olan Zât da (a.s.m), ümmetini bu mevzuda uyarmış; akvâli ve ef’âliyle nice hikmetli dersler vermiştir.

O (a.s.m), ‘kul peygamber’ olmayı, ‘melik peygamber’ olmaya tercih etmiştir; kuru et yiyen bir kadının oğludur. Kendisine bir gün ‘Yâ hayrel beriyye/ Ey yeryüzünün en hayırlısı’ diye seslenen birine, “O dediğin İbrahim’dir.” diye karşılık vermiştir.

Yine O (a.s.m), “Beni Musa’ya tafdil etmeyin; Yunus b. Metta’ya beni tercih etmeyin.” diyen bir peygamberdir.

Alabildiğine fıtrîdir. Dâhil olduğu bir mecliste kendisine özel yer tahsis ettirmez, bunu ümmetine de tavsiye eder.

Bir namaz öncesi, gusül abdesti alması gerektiğini söyleyecek kadar insanlardan biridir.

Tebliğcisi olduğu Kur’an’da, geçmiş kavimlerin, peygamberlerinin mesajına “Siz de bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızın taptıklarından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getiriniz!” (14:10) diye mukabele ettikleri bildirilir.

Anlaşılan Mekkelilerden bazıları gibi önceki topluluklardan kimileri de, peygamberin ‘beşer’ oluşuna takılmıştır. Bekledikleri bir melek suretinde veya eşliğinde vahiy getiren peygamberdir.

Doğal olarak uyamayacakları ve uymadıkları için sorumlu da tutulamayacakları bir elçi tasavvuru…

Yüceltmenin bu tür bir zihnî arka planı vardır; olgu aşırı yüceltilerek mistikleştirilir ve örnek alınması imkansız hale getirilir.

Ayrıca beşerin eşyâyı yorumlama tarzında öteden beri liderini efsânevî ve insan üstü bir mahiyette algılama itiyadı vardır. Her toplulukta muvazene unsuru olan fertler olduğu gibi, önderinde adeta yarı tanrısal bir güç vehmeden aşırılar da zuhur etmiştir; etmeye de devam etmektedir.

Din, ferdi topluluğa feda etmemekle, ferdin bireyselliğini ‘tek ve aşkın adam’ olarak kabartmamak arasında muazzam bir denge kurmuştur.

Bu dengeyi hayatına yansıtamayan her fert ve topluluk faturayı çok ağır ödemiştir.

Örneğin takipçileri tarafından ‘tanrılaştırılan’ Ulü’l Azm bir peygamberdir Hz. İsa (a.s). Ona tanrısal bir hüviyet izafe edenlerin Nasranîleri getirip bıraktığı nokta ‘İsa’sız bir İsevîlik’ olmuş; onu yüceltenler arkadan gelenleri ondan mahrum etmiştir.

Tüm bunlardan günümüz müslümanının çıkaracağı dersler olmalıdır. Zaten el’an yaşanmakta olanlar, yanlışı agâh kılmakta değil midir?

Bugün önde gördüğü şahsın tüm tasarruflarını sorgusuz sualsiz kabullenen, bununla kalmayıp o şahsın uygulamalarını kritik etme teşebbüsünde bulunanları tekere çomak sokmakla suçlayan zihniyet sahiplerinin ‘yüceltmeci’ mantıklarının zararı acaba kimlere dokunmaktadır?

Sorgulamanın zemmedildiği, bireysel farklılıkların boğulduğu, birilerine kayıtsız şartsız itaatin telkin edildiği ortamlara ya hiç girmeyen, ya da girmiş olsa da çıkmanın yollarını arayan bu ülkenin yitik çocuklarının dine lakayt bir mevziye savrulmasında mezkûr mantığın payına hiçbir şey düşmemekte midir?

Körü körüne bağlanmaya şartlandırıldığı için râiyetinden de aynı tavırları bekleyen hazm-ı nefs etmemiş tiplere hak ettiğinden fazla pâyeler veriliyor, onlar da kendisine bahşedilen bu sun’î makamların altında eziliyorsa; bunun yanında kimileri kendisinde gerçekten üstün nitelikler vehmetmeye başlıyor ve ‘karizması kendinden menkul’ tipler ortaya çıkıyorsa bir değerlendirme yapılması gerekmekte değil midir?

Bu dengesizlik iki yönlü adam öğütmektedir.

Hayatın doğal seyri içerisinde bir zamanlar sahip olduğu makam ve itibarı kaybeden bireylerin kendisini de kaybetmesi ve bir dönemler omuz verdiği çizgiye cephe alacak kadar zıvanadan çıkması, ‘kişiye taşıyabileceğinden öte rütbeler takılmaması gerektiği’ gerçeği üzerinde düşünmek için yeterli değil midir?

Dostlar, insan kaybediyoruz!

Kimisini aşırı överek, kimisini de aşırı övdürerek yitiriyoruz.

Kendi ellerimizle hazırladığımız meş’um son kapıya dayanınca da ‘Brütüs’ edebiyatına sığınıyoruz.

Bir kez daha İhlas düsturlarına kulak verme zamanı!