Kurtarıcılardan Kurtulabilmek!

MURAT TÜRKER                                                              27.09.2006

Kendisini bir şeyleri kurtarma adına vazifeli telakki edenlerin ortak yanlarının neler olduğunu hiç düşündünüz mü?

Ya da kurtarma gayretinin, bizâtihi kurtarılacak olana faydası mı zararı mı dokunduğunu?

Aslında meseleyi bütün yönleriyle ele alıp, üzerinde tefekkür ettiğinizde, karşınıza çok net bir tablodan ziyade flu bir görüntü çıkar.

Bir kere ilk bakışta ‘adanmışlık’ olarak nitelendirilebilen ve içinde barındırdığı fedakârlık boyutuyla muhataplarında saygı uyandıran ‘kurtarma cehdi’, daha dikkatli bir nazarla etüd edildiğinde çok çabuk olumsuz yanlarını da ele vermektedir.

Benzer başka meselelerde de gündeme gelen, bakış zâviyesini doğru belirleyememe ve tek boyutlu değerlendirme yapma gibi kusurlar mezkûr mevzuda da yakamızı bırakmamakta; ‘parmak ayı gösterirken aya değil parmağa bakılmaktadır.’

Herhangi bir mesele ile ilgili değerlendirme yapılırken çoğu zaman ya olay tümüyle sahiplenilmekte ve eksiler göz ardı edilmekte, ya da toptan bir reddetme içine girilmekte ve ‘pireye kızıp yorgan yakılmaktadır.’

Oysa mü’mine düşen, muvâzeneyi muhafazadır.

Kurtarma psikolojisi, dengeli ve objektif bir bakışla ele alındığında problemli yanları olan bir durum olarak gözükmektedir ve söz konusu problemler, garazsız ve ivazsız bir şekilde, sorunu çözmek ve hakikati yükseltmek adına mutlaka ortaya konulup müzâkere edilebilmelidir.

Yanlışların ömrünü uzatan, üzerlerine örtülen şaldır. İyi niyetli sorgulama ve değerlendirmelere karşı reaksiyoner refleksler gösterenler, çözümün değil sorunun parçası olduklarını görmek zorundadır.

Bu zâviyeden sözü asıl mecrâsına döndürecek olursak şunları söyleyebiliriz:

Öncelikle burada niyet okuması/sorgulaması yapmadığımız bilinmelidir. Hatta herhangi bir olguyu ‘kurtarma’ cehdi içerisinde olanların genellikle iyi niyetli olduğunu söylemek mümkündür.

Elbette bu, bir şeyleri kurtarmaya çalışan bazılarının, kurtarma ameliyesini, gerçek ve gizli niyetlerine meşrûiyet üretme amacıyla kullandıkları gerçeğini göz ardı etmemizi gerektirmez.

Ayrıca niyetin hulûsu, bir eylemin tenkid edilebilir yönleri olmadığı anlamına da gelmemektedir.

Meseleye derinlemesine bir nazar atfedildiğinde ve mezkûr psikoloji mercek altına alındığında ilk önce kurtarma gayretinin, kurtarılacak olguya ideolojik bir hüviyet yüklediği, dolayısıyla da bir cepheleşmeye zemin hazırladığı söylenebilir. Kurtarmak zorunda oldukları bir olguya sâhip olanların taraf hâline gelmeleri bir noktada kaçınılmazdır. Çünkü kurtarma eylemi, doğası gereği, objeyi kendilerinden kurtaracağımız birilerinin varlığından beslenir.

Müslümanın bir ‘taraf’ olması gereken noktalar elbette vardır ve bu hususlarda sözüm ona bir tarafsızlığın yanlışlığı izahtan vârestedir. O meşhur söz nasıldı: “Bîtaraf olan bertaraf olur.”

Ancak durum bundan biraz farklıdır. Kurtarma gayreti neticesinde ‘taraf’ hâline gelenler, kendisiyle aynı yolun yolcusu olanları ‘diğer taraf’ olmaya zorlarlar ki, sakıncalı olan da budur.

Ayrıca her kurtarma gayreti, kaçınılmaz olarak biraz inhisarcıdır. Kurtarmaya motive edilmiş kitlelerin, meselenin ehemmiyeti ve büyüklüğüne olan inançları, onları can sıkacak ölçüde, farklılığa tahammülsüz kılar: ‘İş çok ciddidir; çatlak seslerle uğraşacak vakit yoktur.’

Bu yaklaşımdan yola çıkıldığında da, ‘öteki’ üretilmesi kolaylaşmakta; aynı hedefe farklı yollardan ulaşma gayreti içinde olan fertler bile rahatlıkla ‘öteki’ kapsamına sokulabilmektedir.

Bunun neticesi de, dâvânın kurtarıldığı(!) ancak toplumsal barışın zedelendiği bir atmosferin vücut bulmasıdır.

Bununla beraber ‘kurtarma’ düşüncesi, literal anlamda bir ‘hâin edebiyatı’nın teşekkülüne de imkân tanımaktadır. ‘Kurtarıcılar’, deruhte ettikleri vazifenin hayatîliğine binâen, kendileriyle aynı heyecan ve motivasyonu paylaşmayan, meseleye biraz farklı yaklaşan çoklarını ‘hâin’ ilân etme kolaycılığına çok sık müracaat ederler. Öyle ya, işbu ‘hâinler’ güruhu, hayallerde yaşatılan mev’ud güzellik ve neticeyi geciktirmekte ve dâvâya zarar vermektedir!

Yine kurtarıcılar, çoğu kez kurtarmak istediklerine zarar verirler. Metaforik bir anlatımla ifade edecek olursak; denizde boğulan birini kurtarmaya çalışan bilinçsiz ve yetersiz bir kişi, hem kendisine hem de diğer şahsa zarar verebilmektedir.

Bahsedilen zararın birden fazla boyut taşıdığı dikkatli nazarlardan kaçmayacaktır. Kurtarmak istediği olguyu tekeline alan her fert, kendisi dışındaki bir çok insanı, kurtaracağı olgunun karşı cephesine itmekte ve onları dâvâsına mesafeli ve soğuk bir mevkide konumlanmaya mecbur bırakmaktadır.

Yirminci yüzyılın sonlarında tanık olduğumuz ‘siyasal İslâm’ın iktidar süreci, bu mevzuda hayli göz açıcıdır. Din olgusunu siyasetle tahkim etme –bir anlamda kurtarma- gayretiyle hareket eden müslüman kadroların, dinî değerlere ne ölçüde hizmet ettiği ehlinin mâlûmudur.

Ayrıca kurtarıcıların yanlışları, tekellerine aldıkları ve kurtarmaya çalıştıkları dâvâya mâl edilmekte, bu da bir çok problemin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

Bir başka önemli nokta, kurtarma eyleminin aksiyoner tabiatından ötürü kurtarıcıların entelektüel yönlerinin genelde güdük kalıyor oluşudur. Aksiyon boyutu fazlasıyla ön planda olan hareketlerdeki entelektüel kısırlık genellenemese de, az rastlanır bir durum olmaktan uzaktır.

Bir diğer husus, her kurtarıcının bir nebze determinist olduğu gerçeğidir. Kurtarıcı, idealize ettiği düşüncesinin kaderini kendi eylemlerine bağlamakta ve kendisini bu anlamda vazgeçilmez bulmaktadır. Bu da, mü’minin düşünce dünyasında yer etmiş olması gereken ‘vazife-i İlâhiyeye’ karışmama düsturunu yer yer aşındırmaktadır.

Bir de kurtarıcılar çok zaman kendi kurtuluşlarına dâir yapılması gerekenleri ıskalamaktadır ki; bu da bizâtihi problemli bir durumdur. Iskalamaktadır; çünkü meselelerin önem sırasıyla ilgili ciddi bir kafa karışıklığı içindedir. O beylik ifadeyle söyleyelim: “Kurtarmaktan kurtulmaya vakit bulunamamaktadır.”

Kendisini devleti, Cumhuriyet’i korumak ve yeri geldiğinde kurtarmakla yükümlü addedenlerin tarz-ı hareketleri göz önündedir. Devleti ve Cumhuriyet’i sanki yalnız onlar sevmekte, yalnız onlar benimsemektedir. Nazarlarında ötekileştirdikleri herkes devlet ve Cumhuriyet düşmanıdır ve mücadele edilmesi gereken fertlerdir. Bu duruşa hakim patolojik keyfiyeti izaha gerek yoktur ve bu cümleden kurtarıcılar illâ bir şeyleri kurtarmak istiyorlarsa, dünyayı yanlış ve dışlayıcı mantıklarından kurtarmalıdırlar.

İman kurtarmak işlevsel anlamıyla farklı bir keyfiyettir. Kurtarma psikolojisinin zikredilen vartalarından arındırılmış bir imani açılım cehdi, cepheleşme ile inhisardan uzak olma ve hasbilik temelleri üzerine oturtulduğunda peygamber misyonu ile buluşur. Fakat bu hususta öne çıkan nokta, meselenin lafazanlığını yapmaktan uzak, temsil yönü ağır basan bir anlayışın ikame edilebilmesidir.