İki Farklı Mü’min Prototipi

MURAT TÜRKER                                                              20.08.2008

İhlas ve samimiyetinden emin olduğum nice dostum var…

Hayatlarını Rızây-ı Bârî’yi kazanma azmiyle tanzim eden gönül dostlarım…

İçlerinde bir cemaate veya gruba bağlı olanlar da var, olmayanlar da.

Belli bir âidiyeti olan iman kardeşlerimde gördüğüm iki farklı tutum var.

Ve ben bir mü’min olarak mezkûr iki tavrın biriyle yüzleştiğimde memnun, diğeriyle karşılaştığımda mahzun oluyorum.

İman dâiresine dâhil olmuş her ferdin, ‘mü’min’ kimliğini bir şerefle taşıdığı âşikâr…

Belli bir intisâbı olan mü’minlerde ise, süreç içerisinde doğal olarak bir ‘alt kimlik’ şeklinde, bağlı olduğu grubun cemaatî hüviyetini temsil eden ikinci bir kimlik de teşekkül ediyor.

Ki bu gâyet doğal bir durumdur.

Bu anlamda bir çeşitlilikte rahmet olduğu izahtan vârestedir.

İşte beni rahatsız eden tavır, sözü edilen bu ‘alt kimliğin’ kimi kardeşlerde zaman zaman, mü’min kimliğinin de üzerinde konumlandırılarak baskın bir karakter kazanmasıdır.

Alt kimlik olarak işlevselleştirildiği durumlarda bir zenginlik vesilesi sayılan âidiyetler, kişinin kendisini ifade bağlamında merkezî bir hüviyete büründürüldüğünde ise tahripkâr bir ihtilafın tetikleyicisi hâline geliveriyor.

Biz diyoruz ki; bir mü’minin dünya ve âhiret tasavvurunda her dâim hürmeti şiâr edineceği yegâne değer hakikattir.

İmanı hayata hayat kılanlar, en çok hakikati rencide edebilecekleri ihtimalinden tedirginlik duyarlar.

Çünkü hakikat incindiğinde, ayakta kalabilecek herhangi bir mânevî dinamikten söz edilemez.

İşte iman, bir anlamda hakikati yükseltme ameliyesi; mü’min de ömrünü hakikate hizmete adamış bir gönül eridir.

Ve biz en çok bakış zâviyemizi müslümanca belirlediğimiz demlerde hakikatle sarmaş dolaş oluyoruz.

Eşyâ ve hâdiselere bakarken hakikati yüceltmenin en kestirme yolu da, mü’min kimliğine merkezî bir konum kazandırabilmektir.

Alt kimlik mesabesindeki âidiyetler hâkim unsur hâline getirildiğinde ise hakikate hürmetsizlikler husule gelir; değerlerin irtifa kaybettiği bir vasata zemin hazırlanmış olur.

Çevrenize baktığınızda iki farklı mü’min prototipi göreceksiniz.

Bir tarafta, ümmetin yitik onca ferdine ulaşabilmek için farklı yol ve meşrepleri bir câzibe unsuru hâline getiren ve âidiyetlerini imânî bir zenginliğe basamak kılan hakikat yolcuları…

Diğer yanda, cemaatî bağlılığını uhuvveti zedeleyici bir ayrışmaya hız kazandıracak tarzda öne çıkaran bir tavrın mümessilleri…

Yani bir tarafta tebliği çeşitlendirerek daha çok insan kazanmanın yollarını arayan ‘cemaatliler’, diğer uçta taassubu yaşam tarzı hâline getirmiş ‘cemaatçiler’…

Bağlılığını, bir üst kimlik olan mü’minliğe zenginlik katacak tarzda bir ‘alt kimlik’ olarak benimseyenler var çevremizde…

Bir de, bir meşrebe olan dehâletini, farkında olmadan, mü’min oluşu da aşacak tarzda belirgin kılarak ‘suyu bulandıranlar’…

Bu türden iman kardeşlerimiz olduğunu nereden mi çıkartıyorum?

Gözlerim, ortalarda dolaşıp, dini tebliğ etmekten çok cemaatinin muvaffakiyetlerini anlatmakla meşgul tiplere takılıyor.

Ruhum, diliyle başka hizmet metodlarının da olduğunu söylediği halde, alttan alta “Diğerlerini boş ver; esas işi biz yapıyoruz!” terânesinin propagandasını yapan nâdânlardan inciniyor.

Araçları amaçlaştıranlar; aynı kulvarda yürüdüğü ‘haksız’ı, farklı şeritte yol alan ‘haklı’ya tercih edenler yüreğimi burkuyor.

Dinin vâz ettiği ilkelerle, hizmet üslûbunun çatıştığı istisnâî durumlarda, tercihini birincinin aleyhine belirleyecek kadar şartlanmış zihinler ümidimi aşındırıyor.

Âidiyetini taassuba tahvil edip, bağlılığını fanatizme dönüştürenler fazlasıyla canımı sıkıyor.

Üstad’ın meâlen “Meleği şeytan, şeytanı melek gösterir” dediği tarafgir siyasetin farklı kanallardan bünyeye nüfuz etmiş olması, korkularımı besliyor.

“Bütün kuvvetimizi ihlasta ve hakta bilme” melekemizin kan kaybettiği endişesiyle kaddim bükülüyor.

Çâre diyorum kendi kendime… Çâre ne?

Yeniden bir kimlik hiyerarşisi tanzimi yapmak geliyor aklıma.

Önce mü’min olduğumuzu bir an olsun akıldan çıkartmamak…

Önce mü’min, sonra falan meşrepten, filan çizgiden olmak…

Bu çok zor olmasa gerek.

Çünkü bu denklemi böyle kurmayı başarmış onca bahtiyar aramızda dolaşıyor!