İbrahim Karagül’den Önemli Tespitler

09.01.2015

Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül, 09.01.2015 tarihli yazısında, benim de katıldığım önemli tespitler yapmış. Arabadan kimliklerini unutan (!) saldırganların profesyonelliğini; Batılı odakların kendi kurguladıkları terör örgütleri ve eylemlerini kullanarak, bunları bahane ederek İslâm coğrafyasını nasıl bir kan ve gözyaşı seline mahkûm ettiklerini, Paris’te seçilen hedefin bu anlamda köpürtülen İslâm karşıtlığı dalgası için ne kadar kritik olduğunu vs yazmış. Bu önemli değerlendirmelerin büyük bir kısmını aşağıya alıntılıyorum:

“Cezayir asıllı Fransa vatandaşı üç kişiden ikisinin, dergi ekibinin toplantı yaptığı sırada özellikle korunan binaya girip, isim isim belirledikleri çizerleri öldürmeleri, son derece profesyonelce görüntü vermeleri, telaş ve panik olmamaları, yerdeki yaralı polisi soğukkanlılıkla öldürmeleri oldukça dikkat çekiciydi.

Bazıları bu kişilerin iki ay önce Suriye’den geldiğini, bazıları En Nusra’ya mensup olduğunu, bazıları da Yemen El Kaidesi üyesi olduklarını iddia ediyor.  Onlara göre savaşmak için Avrupa’dan Suriye veya Ortadoğu’ya giden binlerce kişi arasındaydılar. Bu binlerce kişinin Fransa’dan, İngiltere’den, Almanya’dan Suriye’ye gidişlerinden bu ülke istihbaratlarının habersiz olmaması mümkün değil. Ben şahsen, birçoğunun bilerek ve isteyerek önlerinin açıldığını ve buralara gönderildiklerini düşünüyorum.

Saldırının kriminal incelemesini yapacak değilim. Bu zamanla ortaya çıkabilir. Ama düşündüğüm, ihtimal verdiğim gibi bir saldırıysa bir şekilde tetikçiler bulunsa da arkasındaki organizasyona ait dosyalar ört bas edilecektir. 11 Eylül saldırılarından bu yana, İslam-terör eşleştirmesi için kullanılan bütün saldırılarda dosyalar bir şekilde raflara kaldırılmış, soruşturmaların hiç birinden net ve doğru bir sonuca ulaşılmamıştır.

Bu, söz konusu saldırganların maharetinden, özel yeteneklerinden, iyi eğitimli oluşlarından kaynaklanmıyor. Bütün bu saldırılarda bir şekilde bir istihbarat, devlet bağı olmasından kaynaklanıyor. Küresel terör operasyonları için yol açmaktan, bazı ülkelerin işgali dahil, yeryüzünün her köşesinde örtülü istihbarat operasyonlarına zemin hazırlamaktan ve İslam düşmanlığı tezini beslemekten başka hiçbir işe yaramayan terör saldırıları asla aydınlatılmaz. Birkaç tetikçi bulunup kamuoyu önüne servis edilir, gerisi bilmece olarak kalır.

Onların her kararı on binlerce insan öldürüyor

İslam-terör eşleştirmesinin mimarları, bu söylemi 21. yüzyılın en etkili siyasi söylemine dönüştürdü. Ülkeler buna göre pozisyon aldı, güvenlik stratejileri buna göre değiştirildi, yasalar hazırlandı, ordular ve istihbarat teşkilatları seferber edildi. Terörle savaş uğruna yüzbinlerce insan öldürüldü, yüzlerce insan kayboldu, küresel olağanüstü hal ilan edildi.

2015 yılında bakıyoruz ki, terörle küresel mücadele, ABD ve Avrupa’nın 21. yüzyılı biçimlendirmek için geliştirdiği tek ve en önemli stratejiydi. Müslüman ülkeler büyük bunalımlar, acılar yaşadı. Hem terörle suçlandılar hem terörün ve arkasındaki müdahalelerin kurbanları oldular.

Batı basınının ve medyasının iki yüzlülüğünü, sahtekarlığını gördük. Hiç biri bu uygulamalara karşı çıkmadı, sorgulamadı. Kitlesel kıyımlara gözlerini kapattı ama kendi düşünce hoyratlığı tehlikeye girdiği anda düşünce özgürlüğüne sarıldı. Oysa Avrupa 11 Eylül’den hemen sonra çok kültürlülük, bir arada yaşama ve özgürlük söylemlerini tarihe gömmüştü bile. Batı entelijansiyasında kendi dünyalarını kısırlaştıran, körleştiren bu güvenlik paranoyasına karşı bir çıkış, itiraz bile göremedik.

Paris saldırısı, saldırganların kişisel öfkelerinden, El Kaide ya da bir başka örgüt ajandasından kaynaklanıyor olabilir, bilmiyorum. Ama son yirmi yılda bu tür saldırıların istihbarat bağlantılarının özellikle dikkat çektiğini hatırlatalım. Bugün, o saldırıdan çok daha vahim bir küresel sorunla karşı karşıyayız ve bu sorunun mimarları o başkentlerde oturuyor.

Terörü, 21. yüzyıl projeleri için bir silah olarak kullanan bu ülkeler, ürettikleri “terörle mücadele” ve “İslam tehdidi” gibi kavramların arkasına sığınıp yeryüzünün her köşesinde devlet terörü estirdiler. Örgütler kurdular, silahlandırdılar, eğittiler. Onlara adres gösterdiler, suikastler yaptılar, örtülü operasyonlar düzenlediler ve hala bunlara devam ediyorlar.

Kuzey Avrupa’dan Kıta Avrupa’sına şimdi de Doğu Avrupa’ya kadar İslam karşıtlığı yayıyorlar, Müslümanlara ait kurum ve çevreleri hedef yapıyorlar. Irkçılık, İslam karşıtlığı üzerinden yeniden formatlanıyor. Ardı ardına her ülkede camilere saldırı haberleri geliyor. Müslüman ülkelerdeki yıkımlarına şimdi de kendi içlerinde Müslümanları dışarı atmaya dönük örtülü operasyonları eklediler.

Son saldırıda bu anlamda oldukça stratejik bir hedef seçilmiş.  Sabıkası olan bir dergi kadrosu öldürülerek yükselen ırkçı dalgaya müthiş bir malzeme sağlanmış. Avrupa kamuoyunu hareket geçirmek için bundan daha iyi adres bulunamazdı. İslam karşıtlığını besleyecek, kitleleri harekete geçirecek başka bir yer bulunamazdı. İslam-şiddet bağlantısı kuracak başka bir örnek verilemezdi.

Terörün her türlüsünü, her yerde tereddütsüz reddediyoruz. Ama son yirmi yıldır, terörün mimarlarının da, yöneticilerinin de kendileri olduğunu öğrendik. Kuzey Afrika’dan Ortadoğu ülkelerine ve Güney Asya’ya kadar her yerde bu çevrelerle iş tuttular, onları besleyip beraber operasyonlar yaptılar. Hala da bunlara devam ediyorlar.

Beraber ağıt yakacaksak öncelikle Avrupa medyasının ve aydınlarının öncelikle bu ikiyüzlülüğe savaş açması gerekiyor.

Asla yapmayacaklar. Hiç yapmadılar. Hiç sorgulamadılar, itiraz etmediler. Tam tersine bu uğursuz kampanyanın her zaman en büyük destekçisi ve pazarlamacısı oldular. Müslüman coğrafyadaki şiddet ve terör onlara müthiş bir haz veriyordu. Çünkü kendi elleri de kanlıydı. Çünkü güvenlik stratejilerinin toplumsal pazarlamacısı kendileriydi. Ölen Müslümandı ve gizliden bir tür ırkçı rahatlama hissediyorlardı.”

1.272 kere okundu