Gündeme Dâir Dağınık Notlar

MURAT TÜRKER                                                              31.07.2007

BİR- Seçime ve hangi partiye oy verilmesi gerektiğine dönük siyasî tartışmalar, doz aşımına uğramıştır. Mezkûr tartışmalarda en doğruyu kimin seslendirdiğini tesbitten daha önemli olan bir şey vardır: Bu polemikler, siyasetle aramızdaki teorik mesafenin iddia ettiğimiz kadar fazla olmadığını açığa çıkarmıştır. Meseleye bu denli ehemmiyet atfedilmesi ve böylesine tebeî bir konuda tabiri câizse kılıçların çekilmiş olması, temel düsturları pratize etme konusundaki hassasiyetimize halel geldiği intibâı uyandırmıştır.

İKİ- Siyasetten Allah’a sığınmanın ve aktif politikanın dönüştürücü etkilerinden teberrî gayreti içinde olmanın, siyasetle ilgiyi mutlak anlamda kesmek şeklinde anlaşılmaması gerektiği izahtan vârestedir. En basiti ile oy kullanmak, kanaat belirtmek, aslî vazifelerden taviz vermemek şartıyla siyasetin seyrini takip etmek gibi hususlar, netice itibariyle birer somut adımdır ve bunların, içtinab edilmesi salıklanan kapsama dâhil olmadığı âşikârdır. Fakat bizim doğru olmadığını düşündüğümüz husus, mâbeynimizdeki siyasî ihtilaflara, kanaat dayatmaların, ithamların ve hakaretlerin eşlik ediyor oluşudur. Siyaset merkezli bir dünya tasavvurunu reddeden Nur talebelerinin, zihin dünyalarında tâlî bir yer işgal etmesi gereken bu meselede, bu denli tehâlük göstermeleri, kanaatimizce hakikati rencide ediyor.

ÜÇ- Siyasetin birliğimizi temin eden olgulardan biri olmadığı gerçeği de akıllardan çıkartılmamalıdır. Bu zâviyeden, câmia içinde, hatta câmianın alt grupları konumunda olan cemaatlerin iç bünyelerinde, bir ‘siyasî homojenlik’ beklentisi içinde olmak doğru değildir. Dileyen dilediği tarzda siyasî kanaat taşıyabilmeli ve bunu serdedebilmelidir. Çünkü Üstad’ın siyasî sahadaki tasarruf ve tercihlerinin, bugün hangi siyasal yapı tarafından temsil ediliyor olduğu konusu, bir görüşün inhisarına bırakılmayacak ölçüde ihtilaflıdır. Evet, elimizde bazı temel prensip ve tecrübeler vardır; ancak bu temel prensiplerden hareketle belli bir yoruma ulaşmak veya ulaşılmış bir yorumu yanlışlamak mümkündür. O halde kimse kendi siyasal eğilimini mutlaklaştırmamalı ve kanaatini umumu temsil ediyor edâsıyla dillendirmemelidir.

DÖRT- Meselenin kamuoyuna yansıma şekli de önemlidir. Bir önceki yazımızda da dile getirdiğimiz gibi, dünya görüşüne itimat edilen bir şahsın siyasî eğilimini taklid etmek son tahlilde bir tercih meselesidir ve saygı duyulmalıdır. Bu mânâda kanaatleri geniş kesimler nezdinde hüsn-ü kabul görmüş kişilerin tavsiye bâbından siyasî yönelimlerini deklare etmeleri de gayet doğaldır. Fakat bizce problemli olan husus, bir cemaat şemsiyesi altında bulunan fertlerin, şahsî irâdelerini nefyeder tarzda meselenin takdim edilmesidir. “Falan grup bu seçimlerde falan partiye oy verecek; bu şekilde üstten tâlimat geldi.” şeklindeki lânse edişler, toplum katmanlarında, tektipçi ve dayatmacı bir yapıyla muhatap olma havası teşkil etmekte; neticede, özgürlüğe ve şahsî farklılıkların kendisini ifadesine ehemmiyet atfeden söylemimiz inandırıcılığını yitirmektedir. Aklını birilerine emanet eden fertlerden müteşekkil görüntüsü veren bir yapının hangi ölçüde câzibe merkezi olacağı ise ehlinin mâlûmudur.

BEŞ- Risale-i Nur grupları içerisinde hiçbirinin bütünü temsil yetkisini kendisinde vehmederek beyanat vermesi doğru olmayacaktır. Yalnız çok tartışılan mesele ile ilgili, açıkçası ben, Sayın Mehmet Kutlular’ın ilgili yazısında, tüm Risale-i Nur câmiasını temsil ediyormuşçasına açıklama yaptığına dâir bir karineye rastlayamadım. Açıklamanın kimi temsilen kaleme alındığını anlamaya imkân sağlayan bir pasaj yok zaten makalenin içerisinde. Fakat Sayın Kutlular’a söz konusu eleştiriyi yöneltenler, bu yazıdan ziyâde daha önce ve genellikle vuku bulduklarına inandıkları bir geneli temsil eğilimini tenkid ediyor olabilirler.

ALTI- Şahsen Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili, Başbakan’ın çoğunluğu elde tutuyor olmanın, azınlığı yok saymayı meşru kılmayacağını ıskaladığını ve son güne dek muhalefeti tezyif eden bir tavır sergilediğini düşünüyorum. Muhalefet bu konudaki yakınmalarında son derece haklıdır. Zaten Başbakan, seçim sonrası uzlaşma arayışlarından dem vurmak suretiyle evvelki hatasını zımnen itiraf etmiştir. Fakat Başbakan’ın söz konusu bu tavrı son tahlilde ‘siyaset içi’ bir hatadır. Hukukîliği hakkında birçok uzmanın olumsuz görüş bildirdiği 367 kararı ise, siyaseti siyaset dışı müdahalelerle tanzim arayışı demek olduğundan bu mevzuda daha şiddetli bir muhalefeti hak etmektedir. Başbakan’ın muhalefeti yok sayan üslûbundan duyulan rahatsızlık dile getirilerek, ancak siyaset dışı müdahalelere de kategorik anlamda karşı olunduğu açıklanarak Meclis’e girilmesi gerekiyordu diye düşünüyorum. İki arada bir derede kalan muhalefet grupları, hatanın her iki boyutunu da ifade ederek bu bıçak sırtı durumu en az zâyiatla atlatabilirlerdi.

YEDİ- Nur talebelerinin, oylarının ‘çantada keklik’ olmadığını bir şekilde ifade etmelerinin de son derece isabetli bir çıkış olduğuna kâniyim. Zaten demokratlık misyonunun da, belli bir isme baştan ihâle edilmiş olması değil, bu geleneği o an için devam ettiren siyasî çizgiye izâfe edilmesi herhalde daha sağlam bir yaklaşım olacaktır.

SEKİZ- Şu gelenekselleşmiş, “aman fazla konuşmayalım ki uhuvvet zedelenmesin!” söyleminin de hızla tedâvülden kalkması gerektiğine inanıyorum. Doğruyu bir takım angajmanların ve endişelerin tesiri ile konuşmaya konuşmaya ‘Hakk’ın hatırı âlîdir’ düsturunu tedmir eyledik. Konuşmaktan, farklılıklarımızın açığa çıkmasından değil; konuşurken nezâket ve nezâhetimizi kaybetmemizden endişe ederim.

DOKUZ- Bediüzzaman’ın siyaseten bir partiye prim vermesinin arka plânında, ilkesel bir duruş olduğu tezi doğrudur ve bu tez, bizi, parti ismine değil, programına göre tercih belirlenmesinin doğru olacağı sonucuna götürür.

ON- Artık bu tartışmalardan sonra yapılması gereken, mü’minâne nezâketi kuşanmak olmalıdır. Haklı çıkma kaygılarından tümüyle tecerrüd edilerek, memleketin salâhı için dua edilmelidir. Hiçbir hâdise hikmetten hâlî olmadığına göre, Yüce Mevlâ’nın bu tartışma ortamı ile hangi hayırları murâd ettiği üzerinde tefekkür edilmeli, herkes bu süreci bir özeleştiri fırsatı için milat olarak değerlendirmelidir.

ON BİR- İktidar partisinin, yozlaşma ve menfî anlamda dönüşüm kaygılarının toplumda da belli ölçüde taban bulduğunu ve oylarını hangi anti demokratik tesirler sebebiyle arttırdığını aklından çıkarmaması gerekir. Bu milletin inançlı fertlerinin büyük bir kısmı, iktidar partisine oy vermiştir ama başörtüsüne yüzde bir buçuğun problemidir diyen, şarabın tadı dışında her şeyini bildiğini söyleyen idarecilerin beyanlarını da bir kenara not etmiştir.

ON İKİ- Sayın Abdüllatif Şener’in siyasetten çekilmesi, bakanlığı dönemindeki genel tutumları aksine bende sempati uyandırmıştı. Yalnız siyasetten çekilme gerekçesini açıklama sadedinde, ‘en üst seviyede iken bile siyaseti bırakarak, koltuğa yapışanlara örnek olayım dedim’ yollu beyanatları, bu sempatiyi de ilga ediverdi. Sayın Şener bu çıkışıyla, ‘bakın nasıl erdemli bir davranış sergiledim’ modunda bir faziletfüruşluğa yeltenmiştir. Hareketinin erdemini takdir etmeyi halka bırakması daha tercihe şayân bir durum olurdu. Bu, siyasetten çekilme kararının saygınlığını taçlandıran bir işlev görebilirdi.