Epiktetos’tan Hikmet Dersleri

MURAT TÜRKER                                                              03.10.2007

Has/gerçek ismi bilinmeyen, milâdî 1. asrın sonları ile 2. asrın başlarında yaşamış, ‘satın alınmış adam’, ‘esir’, ‘uşak’ mânâsına gelen Epiktetos adıyla tesmiye olunan bu filozofu, üniversite yıllarımda tanımıştım. Kaynaklarda topal olduğu, kaba ve ahmak bir adama para karşılığında satıldığı, bazı dönemler hasta ve zincire vurulmuş vaziyette yaşadığı, ‘ilahlar’ın varlığına inandığı, kölelikten kurtulduğu demlerde bile kapısı olmayan bir vîrânede kaldığı, tüm eşyasının bir masa, tahta bir sedir ve paçavra hâlinde bir yataktan ibâret olduğu, hiç evlenmediği ve uzun bir ömür sürdüğü anlatılır. *

Epiktetos, dostlarından biri, dünyaya gelen çocuğuna bakacak imkândan mahrum olduğunu ifade edince, derhal çocuğu alan, yaşadığı izbe mekâna götürüp ona bir analık bulan engin gönüllü bir adamdır aynı zamanda.

Kendisini öldürmek isteyen bir arkadaşını, uğraşıp ikna ederek bundan vazgeçirdiği de kayıt altına alınmış bir hâdisedir.

İzmitli Arrianus isimli bir talebesi, Epiktetos’un sohbetlerini özenle ayırmış ve sekiz fasla ayırarak neşretmiştir. Bunlardan dördü tamamen kaybolmuş durumdadır.

Düşüncelerini ve sohbetlerini kaleme alan talebesi, onun ağzından yer yer ‘ilahlar’a yönelik yakarışlara, çoğu zaman da Allah’ın adını zikrettiği pasajlara yer verir. Kayıt altına alınmış söylevlerinde nâdiren görülen politeist kapsamı paranteze alarak fikrî mirasına atf-ı nazar edenler, bu kem tâlih filozofta, tevekkülü tefviz mertebesinde yaşayan muvahhid bir duruşa tanık olurlar.

Hâdisâta yaklaşımını ele veren şu beyanlarının, yol gösterici bir boyut taşıdığını fark etmek zor olmasa gerek:

i. Başıma geleni her şeye tercih ederim. Zira Allah’ın hakkımda istediği şeyin, benim istediğimden daha iyi olduğuna kâniyim. Binâenaleyh O’na bağlanıyorum; O’nun ardı sıra gidiyorum; arzularımı, hareketlerimi, irâdemi, korkularımı O’na tâbi kılıyorum. Bir kelime ile; Allah ne isterse onu istiyorum.

ii.  –Ben topalım. Niye topal olmalı idim?

–Alçak sefil! Alelâde bir ayak için Rabbanî hikmeti itham etmek mi lâzım? Allah’ın senin ayağına mı, yoksa ayağının mı Allah’a uyması daha doğrudur?

iii.  At şarkı söyleyemediği için bedbaht mıdır? Hayır, fakat koşamazsa bedbaht olur. Köpek uçamadığı için bedbaht mıdır? Hayır, fakat koku alamazsa bedbaht olur. İnsan aslanları boğamadığı ve hârikulâde şeyler yapamadığı için bedbaht mıdır? Hayır, o, bunun için yaratılmış değildir. Lâkin saffeti, iyiliği, vefâyı, adâleti kaybettiği vakit ve ruhuna Allah’ın işlediği ilâhî hassalar silindiği vakit bedbahttır.

iv. Bir şeye teşebbüs ederken bu işi yapmanın senin vazifen olduğunu bildikten sonra, halk ne kadar fena düşünecek olursa olsun yaparken görülmüş olmaktan korkma. Eğer bu hareket fena ise onu hiç yapma. Yok, iyi bir hareketse, o halde seni sebepsiz ve yersiz mahkûm edecek olanlardan niye korkuyorsun?

v. Denize açılmak niyetinde isek iyi bir rüzgâr isteriz. Bu rüzgârı endişe içinde beklerken, ekseriya havanın nasıl olduğunu soruştururuz. “Ah, gene şimal rüzgârı! İşimize hiç yaramayan bu şimal rüzgârını ne yapmalı? Ne vakit batı rüzgârı esecek?” Dostum, batı rüzgârı ne vakit isterse o vakit esecek; daha doğrusu ona hâkim olan ne vakit isterse!

vi. Dünyadaki her şey Rabbanî kuvvetlerin senâsı ile meşguldür. Bana zeki yahut hakkı teslim eden bir adam göster, bunu hissedecektir.

vii. Eğer Allah sadece renkleri yaratmış, onları ayırt edecek ve görecek gözleri yaratmamış olsaydı bu renkler neye yarayacaktı? Renkleri ve gözleri yaratıp ışığı yaratmasaydı renkler ve gözler neye yarayacaktı? Bu üçünü birbiri için yaratmış olan kimdir? Bu hârikulâde birliğin müellifi kimdir? Allah’tır. Demek ki, Rabbanî bir kuvvet mevcuttur.

viii. Ulûhiyet sana en acı felâketlere mukavemet edebilmen için silahlar ihsân etmiştir. Sana ruh büyüklüğü, kuvvet, sabır, sebat vermiştir. Bunlardan istifâde etmen lâzımdır. Eğer şikâyet edersen, hiç olmazsa sana verdiği silahları yere atmış olduğunu itiraf et!

ix. Epicurien, “Bir ilâhî hikmet var mıdır? Durmadan burnum akıyor” der.

“Ellerin ne güne duruyor? Burnunu silmek için değil mi?”

Epicurien cevap verir: “Dünyada hiç balgam ve sümük olmaması daha iyi değil midir?”

“Burnunu silmek ilâhî hikmeti itham etmekten daha iyi değil midir?

x. Eğer biraz duygumuz olsaydı, yalnızken ve kalabalıklar içinde iken, bütün hayatımızda, Allah’a bize bahşettiği ve hayatımızın her ânında istifâde ettiğimiz nimetler için şükretmekten başka bir şey yapmazdık. Evet, çapa çapalarken, tarla sürerken, yerken, gezerken, kalkar ve yatarken hülâsa her hareketimizde haykıracaktık: “Allah ne büyüktür!” Her şey bu ilâhî haykırışla titreyecekti: “Allah ne büyüktür!” Fakat siz kör ve nankörsünüz. Binâenaleyh ihtiyar, topal, fakir ve alil olmakla beraber bunu bîteviye sizin için ben söylemeliyim: “Allah ne büyüktür!”

xi. Her şeyi yoluna koyacak akıl sapıtırsa onu yoluna kim koyacak?

xii. Sokrates zindanda idi ve öldürüleceği günün arifesinde ilâhîler yazıyordu.

xiii. Başaklar niye sürer? Yetişmek ve sonra yetişince biçilmek için değil mi? Zira onları mukaddes şeylermiş gibi sapları üzerinde bırakmazlar. Eğer başakların duyguları olsaydı, biçilmemek temennisinde bulunacaklarını sanıyor musun? Şüphesiz hayır! Bilakis biçilmemeyi bir felaket sayacaklardı. İnsanlar için de bu böyledir. Ölmemek insanlar için bir felâkettir. Başak için sararıp olgunlaşmamak ve biçilmemek ne ise Âdemoğlu için de ölmemek odur.

xiv. Nöbetçiler yanlarına sokulanlara parolayı sorarlar. Sen de öyle yap. Muhayyilene gelen her şeye parola sor. Asla baskına uğramazsın.

xv. Saadet ile arzu birlikte olamazlar.

xvi. Bütün komşu memleket halkının gittiği bir panayır görmedin mi? İnsanların bir kısmı satmak, bir kısmı da almak için oraya giderler. Oraya tecessüs yüzünden, yalnız panayırı görmek, bu panayırı kimin ve niçin açtığını öğrenmek için giden seyrektir. Dünya için de bu böyledir. Dünyaya gelen insanların bir kısmı satmak, bir kısmı da satın almak için gelmişlerdir. Bunların içinde bu muhteşem temâşayı hayretle seyretmek, onun ne olduğunu anlamak, kimin yaptığını ve niçin yaptığını ve nasıl idare ettiğini öğrenmek endişesini taşıyanlar pek azdır. Dünyanın bir kuvvet tarafından yaratılmış olmaması ve biri tarafından idare edilmemesi kâbil değildir. Bir şehir; bir ev, bir amele olmayınca mevcut olamaz ve biri idare etmezse devam edemez. Bu kadar muazzam ve bu kadar hârikulâde bir makine, nasıl olur da alelâde bir tesadüfle var olur ve devam eder? Bu imkânsızdır. Binâenaleyh onu yaratan ve idare eden bir kuvvet vardır. O kimdir ve nasıl idare eder? Ya O’nun eseri olan biz kimiz, niçin varız? Bunları düşünen, esere imrendikten ve yaratanı takdis ettikten sonra mesut çekilip giden pek az kimse vardır. Bu sualleri kendisine soran bazı kimseler çıkarsa, tıpkı panayırda tüccarların alık diyerek eğlendikleri gibi diğerlerinin alay mevzuu olurlar.

Eğer öküzlerle domuzlar konuşabilselerdi yemden başka şey düşünenlerle böyle alay edeceklerdi.

* Bir rivâyete göre 85 yıl.