Bir Teyakkuz Çağrısı

MURAT TÜRKER                                                              06.06.2007

Tesbit, zannediyorum Fehmi Koru’ya aitti.

Bu ülkede gidişâtın yönünü belirleyen gizli bir elin sürekli aynı metodu kullandığını, bir düşünceyi, o düşüncenin temsilcilerine iktidar şansı tanıyarak yok ettiğini söylüyordu. Başka bir deyişle, toplumda ivme kazanan herhangi bir görüşün tasfiyesi veya geri plâna itilmesi, o görüşü benimsemiş kadroların iktidarı zamanında gerçekleştiriliyordu.

Mesela, toplumda uç veren dini yönelimin aşındırıldığı meş’um 28 Şubat süreci, kendisini dindar olarak lânse eden bir siyasal akımın devr-i iktidarında teşekkül et(tiril)mişti. Yine yıllardır nice acılar yaşatarak bu ülkeye zaman kaybettiren terörist başının yakalanışını takib eden günlerde, idam cezasına çarptırılmayışının toplumda meydana getireceği infial, milliyetçi görüşün iktidar olduğu dönemin oluşturduğu psikolojik etki ile aşılmıştı.

Sanki birileri, toplumun daha üst perdeden ifade edeceği talepleri, “rahat olun; nasılsa iktidarda sizin dünya görüşünüz var” diyerek yumuşatıyor; iktidar üzerinden sosyolojik bir dönüşüme veya kitlelerin pasifizasyonuna imza atıyordu.

Bu tür yaklaşımları ‘komplo teorisi’ yaftalaması ile ifna eden değerlendirmelerin varlığı bir realite olsa da, son zamanlarda yaşadıklarımızın, bu teorilerin yabana atılacak cinsten olmadığını isbat ettiğini düşünüyorum.

Şu an iktidarda bulunan siyasî partinin oylarını artıracağını bile bile hayata geçirilen antidemokratik uygulamaların, belli mahfillerde en ince ayrıntısına kadar tasarlandığı düşüncesinden vâreste olamıyorum. Sol ve sağ odaklı ideolojik kamplaşmaların rafa kaldırıldığı böyle bir seçim sürecinde, kitlelerin oylarının manipüle edildiğini söylemenin hayalcilik olarak görülmemesi taraftarıyım.

Birileri sanki iktidar partisinin oylarının artmasını istiyor. Ve iktidar partisi hayli zamandır hâkim söyleme entegre olma telâşında görünüyor. İktidar partisi üzerinden bir dönüşümün hayata geçirilmeye çalışıldığı intibaı hız kazanıyor. İddialarından soyutlanmış, ölüm gösterilip hastalığa râzı edilmiş ve toplumsal taleplerinden, ayakta kalma adına vazgeçirilmiş bir parti üzerinden, o partinin geniş seçmen kitlesinin dönüştürülmeye çalışıldığı bir vetireye tanık olunuyor.

Demek ki, “bu ülkede seçimler sanıldığı gibi demokratik değildir; seçim öncesi süreçte, oluşturulan psikolojik atmosferin etkisiyle kalabalıkların oyları belli bir yöne kanalize edilir” meâlinde sözler söyleyen Sayın Mahir Kaynak, önemli ölçüde doğruya parmak basıyor.

Bu bahis üzerine başka şeyler de söylenebilir ama bu yazının konusu elbette güncel bir siyasal analiz değildir.

Lafı getirmek istediğimiz nokta, uzunca bir süredir faal olan toplumsal mühendislik projelerinin meyvelerinin, birileri tarafından toplanmaya başladığını görmemiz gerektiğidir. Stratejileri ile ülke gidişâtına yön veren odaklar, bu topraklarda uzun bir süreden beri, saf dışı bırakmak istedikleri herhangi bir düşünceyi, o düşüncenin temsilcilerini dönüştürerek zemin kaybına uğratıyorlar. Demokratik kültür, birlikte yaşama gibi kavramların yedeğinde kitleler taleplerinden tâviz vermeye zorlanıyorlar. Dünya görüşlerindeki farklılıklar, mesele izâfi bir zeminde ele alınarak önemsenmiyor ve ‘herkes kendine göre haklıdır’ göreceliliği terviç edilerek fertler farklılıklarından utanır bir duruşa yönlendiriliyor.

Mütedeyyinliği ile maruf bir siyasetçi, içkinin tadı dışında her şeyini bildiğini söyleme ihtiyacı hissediyor; muhafazakarlığı ile mütemâyiz siyasetçi makulesinde, Nazım şiirlerinden dize okuma yarışı baş gösteriyor; Sevgililer Günü gibi nevzuhur kutlamalara, aynı güruh, sırıtacak ölçüde alâka göstermeye başlayıveriyor.

Daha fazla örnekle meseleyi uzatmanın âlemi yok; mesele ehline âyandır. Fakat şu tesbiti buraya dercetmenin tam vaktidir:

Yapılmak istenen, önce önde gelenleri, daha sonra da bu yolla oluşturulan etki vasıtasıyla tabanı dönüştürme ameliyesidir. Aşama aşama gerçekleşen de, tedrici bir yöntemle münkerin mâzur görülmeye başlandığı bir algının tahkimidir. Bu yozlaşmayı hayata geçiren güçler son derece kararlı ve fevkalade sabırlıdır. Projelerini hemen sonuç alma üzerine kurmamışlardır. Ama geldiğimiz nokta itibariyle, İslâm’ın üst değer olarak değil, görüşlerden bir görüş gibi algılanmaya başlanması kendileri açısından doğru yolda olduklarını gösteriyor. Dikkat ediniz bugünün müslümanı, taleplerinin çoğundan vazgeçirilmiş ve çok az hürriyete râzı edilmiş durumdadır. Bu algı bozukluğu ve silik duruşta, topluma yön veren insanların sorumluluğu büyüktür.

Öze dönmek için çabalayacağına, hâkim söyleme angaje olma adına olmadık atraksiyonlara girişen bu önder kitle, nasıl bir toplumsal dejenerasyona hız kazandırdığını görmek zorundadır.

Kimliğimizi gizleyeceğimiz değil, daha bir gür ifade edeceğimiz günleri yaşıyoruz.

Bu dönemde herkese sorumluluk düşmektedir.

İlk önce yapılması gereken, hızlı bir şekilde bu anlamsız ‘şirin görünme’ gayretinden vazgeçmek olmalıdır.

Şirin görünmeye çalışanların komik olmaya başladığı fazlası ile âşikâr değil mi?

İkincisi, oyuna gelmeme ve manipüle edilmeme noktasında daha bâsiretli bir duruşa yaygınlık kazandırmamız gerektiği gerçeğini daha ne kadar ıskalayacağız? Daha ne kadar, “biz bu filmi görmüştük” tesbiti lafta kalmaya devam edecek?

Üçüncü olarak, elin oğlu kendi değerlerine sâhip çıkıyor; bırakınız hakareti en ufak bir iğnelemeyi bile ivedi reflekslerle püskürtüveriyor.

Ya biz ne yapıyoruz?

Topluma açılma gibi, kabul görme gibi gerekçelerin gölgesinde değerlerimizle alay edilmesine seyirci kalıyoruz.

Herkesi kucaklama ve herkesçe kucaklanma çabamız olmadık savrulmalarla neticeleniyor.

Yayın organlarımız, güya yayın politikası gibi gerekçelerle belli şahıslara eleştiri yönelten en küçük ve mâsumâne eleştiriye bile yer vermiyor ama ne yazık ki bazen aynı yayın politikası savunması, kutsalımızı hafife alan yazar ve yazılara karşı saf dışı kalabiliyor.*

Problem ilkesizlikten neş’et ediyor; sıkıntı taassubtan vücut buluyor.

Gelin sınırlarımızı net çizelim…

Kimsenin kutsalına sövmeyelim ama kendi kutsallarımıza da hakaret ettirmeyelim…

İslâm’ı dinlerden bir din gibi gösteren izâfî söylemlerle mücadele edelim…

Kendimizi herkese kabul ettirme telâşının, birilerinin oyununa gelmeyi netice verdiğini artık idrak edelim…

İçimizde eleştiri ahlâkını câri hâle getirelim…

Açıktan yaptığımız yanlışların açıktan tashih edilmesine tepki göstermeyelim…

Basirete her zamankinden daha fazla muhtacız.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=107149