Bir Tavzih Yazısı

MURAT TÜRKER                                                              30.01.2007

Bizler inanan insanlarız. Doğru bildiklerimizi isnad ettirdiğimiz referanslarımız var. Niyetimizin amelimizden hayırlı olduğunu biliyoruz. Değerlendirmelerimizin yanlıştan hâlî olduğunu elbette iddia etmiyoruz. Yaklaşımlarımızın karşısına alternatif düşüncelerle çıkılmasını, bu ümmetin iç bünyesindeki fikrî zenginliğe katkı olarak görürüz.

İslâmî mirasın donukluğa mahkûm edilmesinin, taassubun her nev’inin, inhisarcı yaklaşımların, farklılığa tahammülsüzlüğün, tenkidi fitne olarak gören değerlendirmelerin, ‘şevk kırılmasın’ düşüncesiyle eleştiriyi ademe mahkûm eden tutumların, çok iş yapıyor olma iddiasını öne sürerek kendisinde dokunulmazlık vehmedenlerin, yolunun ‘en doğru’ değil ‘tek doğru’ olduğuna iman edenlerin, hakikati rencide ettiğine inanıyoruz.

Mü’minin, açıktan kardeşlerinin şahsiyetlerine yönelik tenkidler üretmesinin sakıncalarını kabullenmekle beraber, icraata yönelik eleştirilerin gerekliliğine inanıyoruz. Çünkü ‘koyundan akrep almayı’ böyle anlıyoruz.

Müslüman camiada, eleştiriler karşısında toptancı bir yaklaşım sergileyenlerin varlığına tanık oluyor ve bu hataya karşı kardeşlerimizi uyarmaya çalışıyoruz. Kinle, hasedle meselelerin üzerine giden art niyetli müfterîlerle, daha sahih bir din anlayışının tahkim edilmesi için çaba sarf edenlerin aynı kefeye konulmasından rahatsız oluyoruz.

Çalışmalarımızı fikrî planda yürüttüğümüz halde, -bazıları kabul etmese de- direk herhangi bir câmiâyı hedef almadığımızı dile getirdiğimiz halde, sözünü ettiğimiz ârızaların bir değil bir çok İslâmî yapıda bulunduğunu ve tashih edilmeleri gerektiğini ifade ettiğimiz halde, şahsiyetimizi hedef alan mukabelelere muhatap oluyoruz.

Birileri karşımıza alternatif fikirlerle değil, kişilik sorgulamaları ile çıkıyorsa…

Şimdilerde birileri niyet okumayı alışkanlık hâline getirmişse…

İstihzayı, bir yöntem olarak benimseyenler varsa…

‘İhanet’, çok ve kolay istimal edilen bir kelime hâline gelmişse…

Gidişattan endişe etmeli değil miyiz?

Hatayı göz önünde yapanların, göz önünde eleştirilmekten rahatsız oluşlarını nasıl değerlendirmeliyiz?

Şu anki uygulamalarının ileride daha büyük sapmalara gebe olduğunu gördüğümüz halde kardeşlerimizi uyarmamalı mıyız?

İnsanlar, bizim değerlendirmelerimizi okuduğu için mi, yoksa cemaatin uygulamaları ile vicdanı arasında sıkıştığı için mi zihnî kopmalar yaşamaktadır?

Garip bir farklılık/üstünlük mülahazasına yaslandığı için toplumdan izole edilmiş, dışa karşı alabildiğine ılımlı olduğu halde, içe doğru katılaşan bir anlayışın hâkim olduğu, kurumun ferde öncelendiği, insanlara pozisyonlarına göre değer verildiği, maddî açılımlara paralel ciddi bir dünyevîleşmenin yaşandığı yapıları eleştirenler mi; yoksa bu eleştirilere kulak vermeyip yanlışta ısrar edenler mi, insan kaybına sebebiyet veriyor?

Bilakis bu tür sağduyulu itirazlar sâyesinde şahıslar, mü’minler arasında da bu tür duyarlı ve yanlışa ne pahasına olursa olsun yanlış diyebilen kişiler olduğunu görüyor ve bu durum muhtemelen onları daha derin kopuşlardan koruyor.

Bu misyonun varlığı, birilerinin “bunların hepsi aynı!” diyerek iyice uzağa savrulmasını önlüyor.

Aynı misyon, eleştirilere kulak tıkamamaya başladığımız gün, bir iç muhasebe zemininin teşekkülüne vesile olmak suretiyle, daha sahih bir İslâmî algılamaya da hizmet edecektir; şüpheniz olmasın.

“Bu tür eleştirilerle kimseyi değiştiremezsiniz” diyenler sıkıntının ne denli ileri boyutlara vardığını…

Fikirlere ve uyarılara, hakaretlerle, hıyanet suçlamalarıyla, kişiliği hedef alan ithamlarla karşılık verenlerse ‘hoşgörü’ meselesindeki samimiyet derecelerini ele veriyorlar.

Bahsedilen problemler, hepimizin içinde olduğu gemiye zarar vermektedir. Gelin, bu sorunları hasır altı etmeden elbirliği ile düzeltmeye çalışalım.

Gelecek nesillere daha sahih bir din anlayışı devredelim.

İcraatlarımız kadar, bakış zâviyemizin ve teorik zeminimizin de İslâmî oluşunun vazgeçilmez bir ehemmiyeti hâiz olduğunu unutmayalım.