Bir İman Terapisi

MURAT TÜRKER                                                              12.08.2008

Uzun zaman oldu Karakalem’de yazmayalı…

Kendimle ilgili nedenlerden ötürü, devam edip etmeyeceğime de karar veremiyordum.

Aynı zihnî karmaşa hâlen devam ediyor.

Kendimle mücadele ediyorum bu aralar…

Mücadeleyi kazandığım da söylenemez.

Bir anafor görüyorum çevremde; çoklarımızı çekip içine almış bir anafor…

Ben de, benim gibi birçokları da çırpınıyor bu girdaptan kurtulabilmek için.

Bazıları ise durumun farkında olmadıkları için herhangi bir çaba göstermiyorlar.

İhyâ’yı okurken zihnime takılan İmam Şâfi’î’nin sözleri çınlıyor kaç gündür kulaklarımda…

İhyâ müellifi Gazâlî Hazretleri, mensubu olduğu mezhebin kurucusu olan bu mübarek imamın şu sözlerine yer vermiş eserinin bir yerinde:

“Kalbinde Allah sevgisiyle dünya sevgisini toplayabildiğini iddia eden yalancıdır.”

Ben, Efendimiz’in (s.a.v) ümmetini ikaz ettiği dünya sevgisinin çoklarımızı esir aldığını müşahade ediyorum şimdilerde.

Kendime bakıyorum; baştan aşağı dünya olmuş bir profile takılıyor gözlerim.

Etrafıma bakıyorum; âhirete inandığını söylediği halde, ‘tek dünyalı’ yordamı ile hareket eden tipler giriyor görüş alanıma…

Plânlar, projeler, hesaplar, sohbetler hep bu minvalde seyrediyor.

“Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalış” öğüdünün kapsamını aşan bir tavır alış bu…

Bir gönül dostum var…

Konuştuğunda, dudağından dökülenlerin kulağıma değil kalbime ulaştığı bir gönül dostum…

Cihaddan konuştuğumuz, hicretten konuştuğumuz bir demde, bu devrin müslümanının cihada bakışına gelmişti söz…

Bana demişti ki o: “Hocam bugün bizim terk edemeyeceğimiz çok şeyimiz var. Çoluğumuz, çocuğumuz, işimiz, geleceğe dönük projelerimiz vs. vs.”

Gerçekten bugün cihada çağrılsak, arkasına bakmadan gidecek kaç mü’min çıkardı içimizden?

Yoksa “Bu devirde cihad kılıçla değil kalemle olur.” ‘tekerlemesi’ zihinlerde hakikati bölen bir işlev mi görüyordu?

‘Kalemle cihad’a evet diyelim ama devrin müslümanının ‘kılıçla cihad’ı lügatinden çıkartacak ölçüde yok saymasına ne diyeceğiz?

Düğün gecesinin sabahında cihada çağrılan ve münâdînin sesini duyar duymaz harekete geçen Hanzala’nın tasavvuru ile bizim din telakkimiz arasındaki makasın iyiden iyiye açıldığını ne zaman fark edeceğiz?

Bugün müslümanlar en önemli hasletlerini, dünyayı istihkâr etme melekelerini kaybettiler.

Bundan daha büyük ceza olabilir mi?

Çevrenize bir bakın; artık müslümanların da en zenginler listesinde yer edindiklerini, onların da ‘masaya oturduklarını’, söz sahibi olduklarını göreceksiniz.

Ama bu süreç neye rağmen işlemiştir?

Karşımızda, âhiret adına dünyaya talip olma iddiasıyla yola çıkan ama kurallarını başkalarının koyduğu bir oyunda tepeden aşağı dünyanın toz ve gubarına bulaşmış bir güruh duruyor.

Allah Resulü (s.a.v), ashabını gayr-ı müslimlere benzememe konusunda hassasiyetle uyarıyordu.

Bugünün müslümanlarının kahir ekseriyetinin böyle bir gündemi bulunmuyor.

Dünya ve mâfiha bizi öyle bir yakaladı ki, her geçen gün hayatlarımızın daha fazla gayr-ı müslimlere benzemeye başladığının farkında değiliz.

Zaman ve mekân telakkimizden tutunuz, dünya-âhiret denklemindeki muvâzene hususuna varana dek, modern zaman müslümanının hayat tasavvuru ile bir gayr-ı müslimin yaşam algısı arasındaki ayrım olanca hızıyla buharlaşıyor.

Bir Protestanlaşma eğilimi mâbeynimizde ivme kazanıyor.

‘Dünyevî’ kutsalları olan, başarıyı putlaştıran, dinî terminolojiyi seküler literatüre tahvil eden, ilkeyi kızağa çekip sonucu önceleyen ve bu dünyayı merkeze alan bir eğilim…

Dinî duygu ve düşünceyi yok etmeyi başaramayanlar, daha sofistike bir yöntemi istimal ederek, dinin içini boşaltarak muvaffak oldular.

Bizi âhiret düşüncesinden koparan, ölümü unutturan, dünyayı imar ederken âhireti berbâd etmeyi mâkul gösteren bir virüs bu…

Çözüm ise iman terapisinde…

Yapmamız gereken, içimize doğru derinleşip ne durumda olduğumuza bir bakmak ve bir tecdid-i iman ameliyesine soyunmak.

Dünyevî alâkalarımızı kontrol etmek, kaçınılmaz yolculuğa hazırlığımızın olup olmadığını gözden geçirmek ve kalbimizi ıslah adına harekete geçmek…

Ben bu dünyayla bu ölçüde meşgul bir kalbe ölüm ve ötesinin sevimli geleceğine inanmıyorum.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, rotayı ya dünyaya ya âhirete çevireceğiz.

Bu tür bir terapiye hepimizin ihtiyacı var.
$Not defterimden

* “On altı senedir doyasıya yemek yemedim; çünkü doyasıya yemek bedene ağırlık verir, kalbi katılaştırır, zekâyı kaybettirir, uykuyu çeker ve sahibini ibadetten alıkor.” [İmam Şâfi’î]

* Ahmed b. Hanbel “Kırk senedir kıldığım namazlarda Şâfi’î’ye dua ederim.” demiştir. Oğlu “Kim bu Şafi’î, ona bu kadar dua ediyorsun?” diye sorunca da “Oğlum, Şafiî, dünyaya nisbetle güneş, insanlara nisbetle afiyet gibidir” diye cevap vermiştir. [İhyâ’dan]