Bir Cinayetin Analizi

MURAT TÜRKER                                                              13.09.2006

Câmide işlenen menfur cinâyet, olayın güncel olan ve zamanla kayıt altına alınmaksızın her zaman gündem oluşturan boyutları olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Muhterem bir insanın şehid edilmesi, kâtilin ölümü, cemaatin iç yapısına dâir sorgulamalar, yapının önde gelen isimlerine yönelik spekülatif yorumlar ve hatta olaylar zincirini bir şekilde çete faaliyetlerine yamayan haberler, hâdisenin dikkat çekici yanları…

Tüm bu olanların zihne ilham ettiği bazı gerçekler şu şekilde özetlenebilir:

  1. Necip medyamızın kayda değer bir kısmı gelenekselleştirdiği üzere dinî tüm tezâhürlere saldırmak için alesta beklemektedir. İşin ironik boyutu ise şudur ki; mezkûr cinâyeti de aynı amaç uğruna istismarda beis görmeyen ve bir zümre üzerinden şeâire hücum eden yayın organlarının reytingine katkı sağlayanlar arasında, müslüman duyarlılığa sâhip olduğunu öne çıkaranlar da vardır.
  2. Bu ülke müslümanının ortalama bilinç düzeyinin vasatın altında olduğu bir kez daha kendini göstermiştir. Henüz üzerinden fazla vakit geçmemiş 28 Şubat sürecinde Fadimeler, Kalkancılar gibi provokatif figürlerin yedeğinde onca illüzyona muhatap olmuş, İslâm’ın her motifinin düzmece ve planlı bir saldırının hedefi hâline getirildiğine tanıklık etmiş kitlelerin, aynı filmin farklı bir versiyonuna gönüllü müşteri yazılmasını ‘toplumsal hâfızanın zayıflığı’ ile mi izah etmeliyiz?
  3. Laikçi kesimin, başörtüsü meselesi dolayımında özgürlüklere bakış açısındaki omurgasız yaklaşım bu olayla daha bir gün yüzüne çıkmıştır. Müslümanın başındaki örtüye dil uzatılırken ihdas edilen argümanlardan biri, “İnsanlar aile ve çevre baskısıyla örtünüyorlar” değil miydi? Bir taraftan kılık kıyafet konusunda tamamen vehim ürünü ve mesnedsiz bir baskıdan müşteki olacaksınız; bir taraftan da dinini biraz daha dikkatli yaşama gayretinin neticesinde giyim tarzını da inancına paralel dizayn eden mü’minlerin tercihlerine saygısızca yaklaşıp, yaşadıkları çevreyi ‘kurtarılmış bölge’ gibi can sıkıcı ithamların konusu yapacaksınız. Jakoben laikçilerin maskesi bir kez daha düşmüştür. Özgürlüğe ilke değil çıkar merkezli anlamlar yükleyen bu gürûhun her vesile ile safları sıklaştırdığı gözlerden kaçmamalıdır.
  4. Mü’minin aynı delikten iki defa ısırılmaması gerektiğini ihtâr eden Nebevî beyan akıldan çıkartılmamalıdır. Hem olayın cereyan ettiği cemaatin mensupları hem de sâir müslümanlar benzeri tezgâhlar karşısında bir mü’minin kuşanması gereken asgarî firâsetten mahrum olmamaya itina etmelidirler.
  5. Ehl-i dinin bu ve benzeri olaylardan çıkaracağı başka dersler de olmalıdır. Özellikle dinî cemaat ve gruplarda kanaat önderi pozisyonunda olan ve dâima göz önünde bulunan idarecilerin, seleften tevârüs edilen kanaatkâr ve zâhidâne hayat tarzına uygun bir yaşam sürmeleri gerekmektedir. Çünkü müslüman câmiâyı ilgilendiren her olay bir şekilde lider konumundaki insanların özel yaşamıyla irtibatlandırılmakta ve kamuoyu manipüle edilmektedir. Tabaka-i avam, lokal yanlışlıkları genele mâl etme eğilimindedir; bu nedenle devir, ruhsattan ziyâde azimetin esas alınması gereken bir devirdir. Mü’minlere öncülük eden hocalar, şeyhler, imamlar ve ağabeyler, dâhil oldukları hareketlerin sendikal bir hüviyete bürünmemesi noktasında alabildiğine hassas davranmalıdır. Çıkış noktası işçi haklarını korumak olduğu halde, zamanla işçinin sırtından nemâlanan bir yapıya dönüşen bazı sendikaların işleyişi yeterince göz açıcıdır. Meşrû dahi olsa toplumun ortalama mâlî standardının çok üzerinde bir hayat yaşamamanın ehemmiyeti izahtan vârestedir.
  6. Müslüman geniş ufuklu, özgür düşünceye önem veren, kendisini ve çevresini dar kalıplara sıkıştırmamaya özen gösteren bir duruşa sâhip olmalıdır. Herhangi bir mevzuda dayatmacı tavır sergilemek mü’minin harcı değildir. Kendisine gösterilmediğinde itiraz ettiği hoşgörü ve anlayışı başkalarına lâyık görmemek mü’min vasfı değildir. Herhangi bir cemaat ya da grubu kastetmeksizin söylemek icab ederse, müslüman haşin ve dışlayıcı olmamalıdır. Bütün kitle iletişim imkânlarına rağmen yaşadığımız çağın insanı İslâm’ı tanımamakta, tanıdığı kadarını da mü’minlerin temsil edebilirliğine borçlu bulunmaktadır. Hal böyleyken bize düşen iklimimize Efendimiz’den (s.a.v) esintiler taşımak olmalıdır. Zaman, yahudi cenazesine ayağa kalkan; kendisine yıllarca düşmanlık eden Ebu Cehil’in, oğlu İkrime yanında kötülenmesine, rencide olur diye izin vermeyen; yakasından tutup ‘adaletli olsana!’ kabalığıyla kendisini incitene mülâyemetle mukabele eden bir peygamberin ümmeti olduğumuzu hatırlama zamanıdır. İslâm birilerinin inhisarı altına alınamayacak kadar yücedir.
  7. Bugün bir kimlik ve aidiyet kazanımı adına müslüman grup ve cemaatlere dâhil olan fertler vardır. İşin şuurunda olmadığı halde, boşlukta seyreden yaşantısını sağlam bir blokaja oturtmak için ‘bünye’nin içine giren ve yeni tanımaya başladığı câmiâ insanından yüksek beklentisi olan bireylerin, umduğunu bulamayınca bir kişilik alaborası yaşaması muhtemeldir. Dolayısıyla bu tür geçişlerin yumuşak/esnek yapılmasına ve sürecin bireyin iradî kontrolü altında işlemesine dikkat edilmelidir. Hayatında âniden radikal ve köklü değişiklikler yapması beklenen tipler ciddi bir adaptasyon sorunu ile karşı karşıya kalmakta ve bu durum bazı trajedilere zemin hazırlamaktadır. Ayrıca bir gruba dehâletin seremonik bazı ritüellere bağlı oluşu ve yaşam tarzının toplumun genelinden ciddi anlamda farklar içermesi mânevî alt yapısı iyi oluşmamış fertlerde değişik savrulmalara yol açmaktadır. Bir yanda dünyanın câzibedar çağrılarına muhatap olurken, bir yandan meşrû bir takım istekleri dahi fikrî anlamda model aldığı insanlar tarafından sakıncalı ve yanlış ilân edilen fertlerin, düalizm yaşaması ve sendelemesi az rastlanan bir durum değildir. Bu nedenle her dinî grubun, dayanışma ve birliktelik gibi güzel hasletlere ek olarak, bünyesinde bireysel farklılıklara da geniş bir hareket alanı tanıması ve insan merkezli bir tasavvura yaslanması çok önemlidir. Usulünce ifade edilmesi engellenen meşrû taleplerin zaman geçmeden gayr-ı meşrû bir kanaldan kendisine yol bulduğu unutulmamalıdır.
  8. Birileri müslümana parya muamelesi yapmaktan vazgeçmeli; daha iyi bir İslâmî yaşantı için, kendi özel dünyalarında samimâne gayret sarf eden insanlar artık rahat bırakılmalıdır.