Bediüzzaman ve Gizli Ajanda – 1

MURAT TÜRKER                                                              19.04.2009

Bediüzzaman’ın siyaset noktasındaki duruşunu, bir dengenin dışa vurumu olarak okumak gerektiğini düşünüyorum.

İslâm’ın siyasî sahaya taallûk eden hükümleri olmadığını savunmak da, dinin mesajını siyasî boyuta indirgemek de muvâzenesiz bir nokta-i nazarın iki zıt kutbu olarak değerlendirilmelidir.

20. yüzyılın karışık zihin haritasında, Abdurrâzık gibi İslâm’ı ruhâniyattan ibaret sayan ve dinin yönetimsel herhangi bir model öngörmediğini savunan tefrit ehli insanlar da, Mevdûdî gibi vahyi neredeyse bütünüyle bir siyasî hakimiyet vurgusu üzerinden okuyan müfrit sîmâlar da arz-ı endâm etmiştir.

Mevdûdî’nin bu minvalde tasavvufa da ciddi eleştiri okları yönelttiğini biliyoruz. Müslümanları pasifize ettiğini savunduğu tasavvufu bir afyon olarak görüyordu. Peygamberler tarihini, din adına dünyevî egemenliğin kazanıldığı bir süreç olarak okuduğu ve Hz. Osman devrinden günümüze kadar ulaşan geniş zaman dilimini müslümanların siyâsî iddialarından vazgeçtikleri savunusu üzerinden neredeyse ademe mahkûm ettiği de ehlinin mâlûmudur.

Önderliğini yaptığı Cemaat-ı İslâmî hareketi ve Mısır’da teşekkül eden İhvân-ı Müslimîn yapılanması, İslâm’ı ağırlıklı olarak siyâsî okumaya tâbi tutan çağdaş örgütlenmelere örnek teşkil eder.

Gerçi Mevdûdî yer yer bu katı görüşlerini tâdil de etmiştir ama takipçilerinde çoğu zaman benzer bir yumuşamaya rastlamak mümkün olmamaktadır.

Ne var ki, Mevdûdî’nin muasırları ve sonraki dönemde yaşayan tefekkür erbâbı içinde sayıları hayli kabarık bir zümre daha zuhur etmiştir:

Ahlâkî-moral değerlerin tahkiminden başka talebi olmayan bir din anlayışını savunan modernist makuleden söz ediyorum…

Siyasete taallûk eden ahkâmı ve ittihad-ı İslâm vurgusunu tarihsel addeden ve düşünce dilini tamamen Batılı terminolojiye hapsetmiş, değerlerinden utanan bir güruh bu…

Öbürleri İslâm’ı siyasî boyuta indirgeyerek savrulurken, bunlar da siyasetten tümüyle soyutladıkları bir tarz-ı telakkiye demir atarak inhiraf ediyorlardı.

İşte ben, Bediüzzaman’ın dini siyasetten ibaret ve siyasetle kâim sayan bu mantaliteye itiraz ettiğini, geniş dairede siyasete bakan boyutları yok saymadığını düşünüyorum.

Ve sürekli Mekke dönemine vurgu yaparak ‘Medine’siz’ bir din tasavvuru inşâ edenlerin, her ne kadar kendilerini onunla refere etseler de Bediüzzaman’ın bu mevzuda fikrî muakkipleri olamayacağına inanıyorum.

Zaten meseleyi sürekli şahıslar üzerinden konuşmak da doğru değil…

Modern çağın en önemli hastalıklarından biri, dini mevhum kompartımanlara ayırmak ve konjonktürel gerekçelerle bunların bir kısmını sahiplenip bir kısmını yok saymaktır.

Kabul edelim; tamamen ahlâkî çözümlemeler üzerine kurgulanmış bir din tasavvurunu benimsemek de, vahyin mâneviyata dönük atıflarını ıskalayarak ideolojikleştirilmiş bir din yordamını savunmak da dengesizlik ithâmını fazlasıyla hak ediyor.

Ne Mekke’siz Medine, ne de Medine’siz Mekke vurgusu yeterlidir…

Bediüzzaman’ın siyasetten tecerrüd etmiş bir hizmet dilini benimsiyor oluşunu, onun mutlak anlamda depolitize bir duruşu öne çıkardığı şeklinde okumamak durumundayız.

Hayatı boyunca ittihad-ı İslâm çağrısı yapmış bir insanın hizmet çizgisini, salt ahlâkî normlarla ifadelendirmek hakikati rencide eder.

Şimdi ayırdına varmamız gereken husus kanaatimce şu: Dinin teorik anlamda siyasî tezâhürleri olduğunu tümüyle reddetmek başka şeydir; dine hizmet iddiasıyla ortaya çıkan kimselerin iktidar odaklı bir söylem benimsemelerine itiraz etmek başka şeydir…

Bediüzzaman’ın yaptığı da ikincisidir.

O, hayatı ve takdire şâyân mücadelesi boyunca siyaset merkezli bir hizmet metoduna prim vermemiş, iktidarı açıktan ya da zımnen hedeflemek suretiyle ‘tepeden inmeci’ değişim hayalleri kurmamıştır.

Partiler yoluyla ‘bulaşmadığı’ siyasete, iktidar/güç odaklı bir yönteme iltifat etmediği için dolaylı yollardan da yakasını kaptırmamıştır.

Onun bir ‘gizli ajanda’sı olmamıştır.

İktidara talip bir yordamın tıkanmaya mahkûm olduğunu mü’min ferasetiyle daha işin başında fark etmiş, beraberindekileri sonuçsuz maceralara sürükleme yanlışından da berî olmuştur.

Bu ülke insanına, son tahlilde akim kalmış bir Mısır İhvân’ı tecrübesi yaşatmamıştır.

Onun siyasetten imtinâ edişinin arka plânındaki temel gerekçelerden birincisi budur.

İkinci ve güncel yansımaları olan gerekçe ise bir sonraki yazıya…