Bana Göre Nur Talebesi…

MURAT TÜRKER                                                              16.06.2011

“Nur talebesi nasıl olmalıdır?” türünden bir sorunun cevabının kişiden kişiye değişebilir, en azından belli hususlarda farklılaşabilir olabileceğinin farkındayım.

“Bana göre Nur talebesi” terkibiyle başlayan herhangi bir cümlenin öznellikten kurtulamayacak olması, mutlaka hakikate mesafeli olacağı anlamına da gelmez.

Bu tür bir bakış açısı tesbitinde, şahsın eşyâ ve hâdisâtı okuma biçiminden tutunuz, konuşlandığı zihnî mevzi itibariyle hangi olguları merkeze aldığı da belirleyici olacaktır.

Tüm bu sebeplerle belki de kimse kendi algısının bütünüyle ve yekten doğruyu temsil ettiğini iddia edemeyecektir.

Yine de belli parametreler yedeğinde, belli ilkelere sâdık kalarak genel bir çerçeve çizilebilir.

Okuyacaklarınız, benim Risale-i Nur tetebbuatım bağlamında zihnime nakşettiğim yaklaşımlardır. Son tahlilde bana aittir, benim zihnî süzgecimden süzülmüştür, dolayısıyla hatadan hâlî değildir. Benden sâdır olan eksik ya da yanlış anlamalar, elbette müellif-i muhteremi bağlamaz.

  1. Bana göre hakiki bir Nur talebesi, şahsî hayatına veya içtimâî vasata dâir herhangi bir mesele ile yüzleştiğinde, merkeze alıp cevabına göre amel edeceği ilk sorunun, “Bu hususta İslâm ne diyor?” sorusu olması gerektiğinin bilincinde olan kişidir. İşbu yargı, karşı karşıya kalınan herhangi bir problemin hallinde, İslâm’ın dışındaki düşünce yordamlarından medet ummayı zemmetmesi meyânında okunursa anlam kazanır. Ve bu tesbitin bizi götüreceği nokta, hakiki bir Nur talebesinin, devrin hâkim cereyanlarına kapılıp konjonktürün esiri değil, dünya ve âhiretini mâmur edecek yegâne nizamın bendesi olması gerektiği gerçeğidir.
  2. Bana göre bir Nur talebesi, yaşadığı dönemin baskın düşünce kalıpları yedeğinde Risale-i Nur metinlerini eğip büken değil, tam tersine, Risale-i Nur’da yer alan hakikatler ışığında çağına İslâmî ses ve soluktan esintiler taşıyan kişidir. Çevrenize bakınız; kendilerine dayatılan zihnî kalıpları, bir iman umdesi gibi benimsemiş onlarcası aramızda dolaşıyor. Devrinde cârî gayr-ı İslâmî cereyanlara karşı sergilediği kararlı tavrıyla temâyüz etmiş bir ehl-i Sünnet âliminin muakkiplerinden, Üstadlarının bu tavrına mümâsil bir duruş beklemek hakkımız değil mi?
  3. Bana göre bir Risale-i Nur talebesi, sadece Risale-i Nur’dan ibaret bir kaynak anlayışının, bu metinleri, beslendiği ana damardan soyutlamak demek olduğunu idrâk edebilen kişidir. Kur’an, hadis metinleri ve sâir ulemây-ı İslâm’ın eserleriyle birlikte mütâlâa edildiğinde, dâhil olduğu bütünün anlamlı ve göz ardı edilemez bir parçası olan Risale-i Nurları, bu bütünden sarf-ı nazar ederek ele almak, halkayı zincirden koparmak demektir ki; hiçbir halka tek başına kaldığında zincirdeki kadar değer taşımaz.
  4. Bana göre bir Nur talebesi, Risale-i Nur’un en temel ve baskın vurgularından birinin –hatta belki birincisinin- “bid’alara taraftar olmama” terkibi ile ifadelendirildiğini müdriktir. Ayrıca bugün bid’alar bağlamında yüz yüze geldiğimiz tehlikenin ne olduğunu görmek isteyenler, türbelere çaput bağlama bayağılığına değil, gayr-ı İslâmî düşünme biçimlerine râm olma şaşılığına atf-ı nazar etmelidirler. Beşer kârihâsından çıkmış tüm ideolojileri, İslâm’ı merkeze değil yedeğe alan tüm tarz-ı telakkileri hiçe saymayan birinin, bid’alara taraftar olmadığını savunması, gülünç bir iddiadan ibarettir.
  5. Bana göre bir Nur talebesi, Sünnet-i Seniyye’ye ittibâ hassasiyeti hususunda Üstadının mesajlarının yerini bulduğunu fiilen gösterebilen kişidir. Son derece organize, sofistike ve sinsi yöntemlerle Sünnetin devreden çıkarılmaya çalışıldığı bir vasatta, yaşadığı çağa Peygamber’in (aleyhissalâtuvesselâm) ses ve soluğunu taşımak, bir Nur talebesinin öncelikli gündemi olmalıdır. Bünyeye nüfuz etmiş bâtıl fikir akımları da, gövdenin içine yerleşen kurt da, bizim direniş gücümüzün aşındırıldığı bir zeminde içimizde kök saldılar. Bu ümmetin direniş gücünü zayıflatan en etkin âmil de, Sünnet-i Seniyye ile aramıza örülen kalın duvarlardır. Bu duvarları yıkmaya bir ömür adayan Bediüzzaman’ı üstadımız olarak kabulleniyorsak, kolları sıvamak için ne bekliyoruz?
  6. Bana göre bir Nur talebesi, ‘şeâir’ konusunda motivasyonunu muhafaza edebilen kişidir. Üstad’ın şahsî farzlardan daha ehemmiyetli olduğunu söylediği İslâmî şeâire, “olsa da olur, olmasa da” yüzeyselliği ile yaklaşan bir zihnin, kendisini Risale-i Nur’un muhterem müellifi ile refere etmesinin bir kıymet-i harbiyesi olabilir mi? “Dini şekilcilikten kurtaralım; vahyin ruhunu yakalayalım” tarzındaki, kulağa hoş gelen ama içi boş, türedi mesajların her geçen gün daha çok kimseyi etkisi altına aldığı bir zamanda, şeâir, üzerinde ısrarla durulmayı fazlasıyla hak ediyor.
  7. Bana göre bir Nur talebesi, ehl-i Kitab ile ‘diyalog’ kurmaya prensip olarak yeşil ışık yaksa bile, bu teması, hakikati tebliğ şuuruyla hayata geçiren kişidir. Kurulması düşünülen bir irtibat köprüsünün ayaklarını bastığı zeminin hakikate muvâfık olmasının en öncelikli şartı, Üstad’ın ifadesiyle “Madem Peygamber (aleyhissalâtuvesselâm) Hatemü’l Enbiyâdır, bütün enbiyânın vârisidir. Elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrâsından hâriç hakikat ve necat yolu olamaz.” gerçeğinden sarf-ı nazar edilmemesidir. Hakikati izâfîleştirerek de bâtıl dinlerin sâlikleriyle ‘köprüler’ kurulabilir ama işbu köprülerden geçilerek ulaşılan menzilin bizi Dost’a götürmeyeceğini söylemeye gerek var mı?
  8. Bana göre bir Nur talebesi, Üstad’ın siyasetten içtinab vurgusunu doğru okuyabilen kişidir. Zamanında ehven-i şer bakışıyla bir siyasî harekete verdiği desteği genel-geçer bir tavır olarak alıp, buradan bir siyasî ilke çıkarmak biraz tekellüflü bir te’vil olmuyor mu? Kaldı ki, Menderes meselesinde Üstad, onda görmek istediği profili söze ve yazıya dökmüştür; gördüğünü değil! Menderes konusunda tebellür eden muhafazakâr refleksler, bugün dinin devlet talebi olup olmadığı tartışmalarında bile öne çıkıyor. Sağ muhafazakâr siyaset anlayışı üzerinden sisteme entegre edilen ve temel iddialarından yüz geri etmiş dindar profiline gözlerimizi kapatarak yaptığımız siyasî analizlerin isabetli olma ihtimali var mı?
  9. Bana göre bir Risale-i Nur talebesi, keyfiyeti kemiyetten daha fazla önemsediğini sözleriyle değil, fiilleri ile belgeleyebilen kişidir. Söylediklerinin, ortalama kabule şâyân şeyler olmasına değil, hakikati incitmemesine itinâ eder. Kalabalıktan tefâhür üretmeye prim vermediği gibi, arkasındaki sayısal çokluğu istikametinin delili olarak görme yanlışından da berîdir. Zâhirî muvaffakiyetlerini, ehl-i dinin hakkaniyetli eleştirilerini püskürtmek için kullanmaz.

10. Bana göre bir Nur talebesi, izzetini gâvura, re’fetini mü’mine yönlendirme konusunda şaşmaz ölçü ve kararlılığa sahip olan kişidir. Kâfirden dost, müslümandan ‘rakip’ çıkmayacağını bilecek ferâsete sahiptir. Kazanılmış bir mü’min kalbin incitilmemesinin, kazanılması muhtemel onlarcasının teveccühüne müreccah olduğunu ıskalamayacak ölçüde hakikate uyanmıştır. Yanı başında, kelle koltukta dine hizmet eden kardeşine, “zaten kazanılmış, elde var bir” muâmelesi yapmayacak kadar da iz’an sahibidir. Kalplerin İslâm’a ısındırılmasının yadsınamaz bir yükümlülük olduğunun bilincindedir ama aynı bilinç ona, bundan daha öncelikli olanın iman şuuruyla atan bir kalbe soğukluk yaşatılmaması olduğu gerçeğini de fısıldar.

11. Bana göre bir Nur talebesi, en çok, hakikati eğip bükmekten korkar. Hal ve tavırlarıyla Hakk’a perde olma endişesi ile iki büklümdür. “Her doğrunun her yerde söylenemeyeceği” kaziyyesinden haberdardır ancak, bu onu aslâ hesaplı ve eyyamcı bir mevzie sürüklemez. Hakkın hatırının âlî, gerçeğin setredilemeyecek kadar ulvî olduğunun farkındadır. Bu mânâda hakikatli bir Nur talebesi, iyi bir stratejist değil, hikmet ve maslahata muvâfık hareket eden esaslı bir dâvâ adamıdır.