Albayrak ve Akyol Neyi Tartışıyor?

BURAK ERTÜRK                                                              02.09.2011

Yeni Şafak gazetesinden Özlem Albayrak ile Star gazetesinden Mustafa Akyol, kısa bir süre önce, ‘liberal müslüman’ terkibinin gerçekliği veya olabilirliği üzerinden bir polemiğe giriştiler. İlgilenenler, söz konusu yazılara gazetelerin internet sitelerinden ulaşabilir. Yer darlığı nedeniyle ve yazının hacmini zorlamama adına biz burada geniş iktibaslar yapamayacağız. Sanırım Özlem Hanım da, Mustafa Bey de üçer yazı ile düşüncelerini ifade ettiler.

Özetle, Özlem Albayrak; İslâm ve liberalizmin özde, birinin akıl, birinin vahiy kaynaklı olması hasebiyle uzlaşamayacağı temelinde düşünce serdederken; Mustafa Akyol, bir müslümanın nasıl ki meslekî plânda doktor, mühendis vs. olması mümkünse ve bu durumda ona sözgelimi ‘müslüman mühendis’ denebiliyorsa, aynı şekilde bir müslümanın dininin temel umdelerine bağlı kalarak siyasî sahadaki görüşünün de liberallik olabileceğini, dolayısıyla ‘liberal müslüman’ terkibinin ayaklarının yere bastığını ifade ediyor.

Temelde elbette, liberalizm ve İslâm uyuşmazlığının teorik altyapısına temas eden Özlem Albayrak’ın mülâhazalarına katılıyorum ve Mustafa Akyol’un, müslümanlıkla liberalliğin pekâlâ beraber yürüyebileceği kabulüne yaslanan mantalitesini oldukça tekellüflü, zorlama buluyorum.

En azından bireyi merkeze alan ve bu temerküzün yedeğinde her türlü dış otoritenin müdahalesini reddeden liberalizmin, dinin sosyal hayatı biçimlendiren hükümlerine hoşgörüyle bakmasının imkânsızlığının ortada olduğunu görüyorum.

İkinci olarak da, her tür düşünce formunu ve yaşam tarzını aynı uzaklıkta konumlandıran ve hepsinin aynı ölçüde görünürlük kazanabilmesi savunusundan beslenen liberal öğretinin, Hak ile bâtılı hiçbir kayd-ı şartta eşitlemediği âşikâr olan vahiyle te’lifinin nasıl mümkün olabileceği sorusunun el’an cevaplanmayı beklediğinin de bilincindeyim.

Üzerinde daha önce de kâfi miktarda sarf-ı kelâm edildiği için, işin bu ‘büyük ölçüde teorik’ kısmıyla ilgili daha fazla konuşmaya gerek olmadığı kanaatindeyim.

Ben, biraz da meselenin ‘pratik’ yansımaları üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hadiseyi işbu teorik zemine hapsederek müzâkere ettiğimiz müddetçe, belki işin nazarî veçhesini tam anlamıyla kuşatabileceğiz ama meselenin nirengi noktasını teşkil eden o devâsâ problem, yani bugün enikonu liberalizme reddiyeler hazırlayanlarda dahi varlığı müşâhede edilebilen zihniyet dönüşümü, etkisini artırarak varlığını devam ettirecek.

Meselenin inceldiği nokta burası çünkü: İslâmî bir hayat akışı içinden gelen çoklarımız, liberal kıymet hükümlerinin cârî kıldığı toplumsal yozlaşma bağlamında olayı ele aldığımızda liberalizmle aramızda var olan teorik mesafeye atıf yapmaktan çok hoşlanıyoruz. Ancak, çok defa liberalizm reddiyelerimiz, sınırlı bir teorik çerçeveye sıkışmış, hayatı ve fiiliyatı ihata etmekten uzak, özellikle liberal değerlere muhalefet ederken bile bu öğretiyi besleyen diğer unsurlarla musâlaha etmiş görüntüsü veren kuru bir retorikten öteye geçemiyor.

Kapitalizm ile Protestanlık arasındaki kopmaz bağa rağmen, bir taraftan kapitalizme muhalefet manifestoları hazırlarken, diğer taraftan bünyemizde cârî olan İslâm’ı Protestanlaştırma olarak isimlendirilebilecek tasarruflara lojistik destek üreten ehl-i dinin demir attığı çelişki ile bir yandan liberalizme ‘giydirirken’, diğer yandan liberalizmle aynı kulvarda yürüyen demokrasi, insan hakları, özgürlük türü değer yargılarını merkezîleştiren algıdaki tenakuz aynı gözede buluşuyor.

Şu soruları sormak durumundayız:

  • Evet, İslâm ile liberalizmi birbirine yamamaya çalışanların ağzının payını vermede üstümüze yok ama liberallerin bayraklaştırdığı ve liberalizme yön veren başat değer yargılarına aynı keskinlikte muhalefet ettiğimizi iddia edebilir miyiz?
  • ‘Liberal müslüman’ terkibini dolaşıma sokmaya azmetmiş kimseler karşısında iyiden iyiye sivrilttiğimiz kalemimizi, yine başını onların çektiği çoğulculuk furyasının emrine vermiş olmamızda ifadesini bulan garâbeti görmezden gelebilir miyiz?
  • Askerî vesayete ve otoriter yordamlara meydan okuyan liberal kesimlerin cesaretinden el alıp daha önce yazamadığımız keskinlikte makaleler kaleme almaya eyvallah ama bu iyi hesap edilmemiş desteğin, müslümanları liberallerin peşine takılmış bir ‘kuyruk’ derekesine indirdiği tesbitine ne demeli?
  • İnsanlar yazıp çizdiklerimize İslâmî duruşumuzdan dolayı mı, yoksa adını koymasak da moda değer yargılarına paralel çağrışımlar taşıdıkları için mi rağbet ediyorlar?
  • Tamam, İslâm ile liberalizmin uyuşmadığını kabullendik diyelim; fakat işbu anti-liberal teorisyenlerin, sokaktaki adamda göze çarpan ve insanların hayat akışlarına iyiden iyiye yön vermeye başlamış ‘dipten ilerleyen liberalleşme’ye karşı bir çözüm önerileri var mı? Yoksa söz liberalizme itiraza geldiğinde mangalda kül bırakmayan bu entelektüeller, iş, liberalizmin yol arkadaşı sayabileceğimiz diğer olgularla hesaplaşmaya geldiğinde aynı celâdeti muhafaza edemiyor olabilirler mi!?
  • Edemiyorlarsa şayet, bu durum, farkında olmasak da İslâm’ın dışında şekil alan tüm düşünce yordamlarını hiçe sayma başarısı gösteremediğimizle ilintilidir, diyebilir miyiz?

Bu sorular böyle uzar gider; ben daha fazla uzatmayayım.

Fakat yazının başında andığım polemiğin taraflarından birinden, Mustafa Akyol’dan, küçük bir iktibasla bitirmek istiyorum sözlerimi. Özlem Hanım güzel şeyler yazmış, hatta muhatabını çoğu noktada ilzam ettiği de söylenebilir. Ancak ben, Akyol’dan sâdır olan ve Özlem Hanım gibi düşünenlere yöneltilmiş şu satırlar hakkında Özlem Albayrak’ın mukabil olarak ne düşündüğünü ihsas eden bir ayrıntıya rastlayamadım; Özlem Hanım buraya cevap vermemeyi ihtiyar etmiş:

“İşin enteresan tarafı, bu dostlara “demokrasi iyi midir” diye sorsak, herhalde “evet” diyecekler; “demokratikleşme süreci”ni savunuyorlar çünkü. İyi de, çoğu, bundan sadece 20 sene evvel, kâfir Batı’dan gelen “tağuti” (şeytani) bir rejim sayıyordu demokrasiyi. “Demokraside hâkimiyet halkındır, İslam’da ise Hak’kındır” gibi bir kaç basit sloganla da pek güzel ikna ediyorlardı kendilerini. Bugün liberalizm karşısında gösterdikleri reaksiyon ise aynı filmin devamı gibi.” (Mustafa Akyol; “Müslümanın ideolojisi olur mu?; Star Gazetesi, 17.08.2011), (Vurgular yazara ait, B.E.)