Akif Emre’den… (Dikkate değer bir İslâmcılık analizi)

09.03.2014

Bir algı operasyonu olarak İslamcılık / siyasal İslam (06.03.2014)

Hatırlarsanız yakın dönemde daha çok kayıkçı kavgasına benzeyen bir ‘İslamcılık’ tartışması yaşanmıştı. Bir yanda ‘İslamcılık öldü’ diyenlerle, diğer yanda ölmediğini savunanların bu kavgada birleştikleri bir husus vardı. Buna göre İslamcılar tüm iddialarından vazgeçerek ya da tüm beklentilerini AKP’ye yükleyerek iktidar olmuş ve söyleyecek sözleri kalmamıştı. İktidar onları tarihe gömmüştü. İslamcılığın ölmediğini iddia edenlerden önemli bir kısmı, bu tezi kabul etmekle birlikte varılan sonuca itiraz ediyordu. İslamcılığın AKP’de ete kemiğe büründüğü ama ölmediği…

Oysa tanımından tasavvuruna, tecrübesinden tarihine kadar hiçbir yönünü anlamaya girişmeden mahkum edilen bir kavram ve düşünce adına sürdürülen tartışmanın niteliği ve düzeyine bakılınca kavganın amacı bugünlerde daha iyi anlaşılıyor.  Her tür ilkesizliğin mubah sayıldığı siyasal hesaplaşmada, Ak Parti’nin ‘siyasal İslam’ı temsil ettiği, bundan dolayı ülkeye zarar verdiği, tüm ‘felaketlerin’ de bu yüzden başımıza geldiği yönünde bir kampanya yürütülüyor. Öyle ya, AKP’nin muarızları ‘siyasal İslam’a baştan karşı oldukları için bu kavgayı mubah sayıyorlar.

Bugün yaşanılan kavga İslamcılık/siyasal İslam kavgası değil. Öyle olsaydı, kavganın tarafı olarak ortaya çıkan Cemaat, bunca yıl nasıl olup da baştan karşı olduğu bir siyasal proje ile ortaklık yapabilmişti?

Ayrışmanın temeli gibi gösterilen İslamcılık meselesi, olanca eleştirilerime rağmen, AKP’yi tutarlı bulduğum konulardan biridir. Sol liberallerden sağ muhafazakarlara kadar iktidar karşısına geçmiş herkesin iddiasının aksine AKP başından beri hiçbir zaman ‘İslamcı’ olduğunu, siyasal İslam’ı temsil ettiğini beyan etmedi. Ve bu konuda takiye de yapmadı.

Ak Parti’de siyaset yapanların gerek kişisel dindarlıkları yahut dinle kurdukları ilişki, gerekse bir kısmının geçmiş siyasal bağlantıları partinin İslamcı bir siyasal akım olarak görülmesine yetmiyor. Türkiye’de siyasal partilerin resmi beyanlarının yanında gerçek kimliklerinin farklı olduğu itirazını duyar gibiyim. Tam da bu noktada İslamcılık, muhafazakâr demokratlık ayrışması sürecinde, bizzat teorisyenlerince bu ayrışmanın teorik zeminini oluşturma bağlamında öne sürülen tezler, bir siyasi parti olarak neden İslamcı olmadığını kanıtlamaya yönelikti.

Bu anlamda AKP söyleminde, iktidar uygulamalarında  çelişki göremiyorum. Zira siyasetçilerin muhafazakâr kimlikleri, dinle kurdukları/kuramadıkları bireysel ilişki ile İslamcılığın siyasete yansımasının, tasavvur ve tasarımının çok farklı şeyler olduğu hatırlatmakla yetinelim. Bu ayrımın üstünü kapatmak istenen bir algı operasyonu yürütülüyor. Umberto Eco’nun ‘göstergebilimsel gerilla savaşı’ tanımlamasını bağlamından koparan bir çağrışımla, medya üzerinden siyasal tasavvur ve algı operasyonu gerçekleşiyor. Sadece politik hesaplaşma değil, kavramlar da bu ilkesizliğin kurbanı yapılıyor.

Ak Parti’nin İslamcılık iddiasının olmadığına bunca uzun iktidar dönemindeki söylem ve uygulamalarının temel parametrelerine bakmak yeterli. Muhafazakar-dindarlık görüntülerini İslamcılık olarak yorumlayan Türk entelijansıyası ile siyasal rekabet uğruna bu gerçeği karıştıran sağ-muhafazakarlığın akıl tutulması bir yana konu ahlaki ve entelektüel bir sorun haline geldi. Benzer biçimde AKP’nin kimi zaman bu İslamcılık yakıştırmasını resmen olmasa da şartlar elverdiğinde kabullenmiş görünmesi de alışılmış başka türden bir politik kurnazlık olarak okunabilir.

Avrupa Birliği’ne bir medeniyet projesi olduğu için destek evren bir siyasal hareketin, ülkeyi küresel sisteme entegre eden en son Arap Baharı sürecinde  ‘laiklik’ mesajı vermesi örneği bile siyasal İslam/İslamcılık ithamını da övgüsünü de iptal etmeye yeterli. Muhafazakar kesimlerin dışında kalan entelijansiyanın bu renk körlüğünü anlamak mümkün, ancak siyasi öfkeyle hem gerçeği  ters çevirmek hem de bunu bir ihbar ve siyasal şantaj unsuru haline getirmenin anlaşılır bir tarafı yok.

Her şeyi yerli yerine oturtmak gerekiyor. Bir taraftan siyaseten mahkum etmenin argümanı olarak öne sürülen İslamcılık yakıştırması varken diğer tarafta buna yapılacak itirazı da hakaret gibi algılamaya müsait kavga ortamı oluştu.  En önemlisi gerçeğin iptal edildiği hakikat duygusunun kalmadığı, bir akıl tutulması yaşanıyor. AKP’nin İslamcı olmaması bir itham değil bir siyaset tarzının doğru okuması, tanımlanması yönünde bir ilk tespit olabilir. AKP’yi İslamcı olduğu iddiası ile mahkum etmeye çalışmak ise Müslümanlığın bu ülkede gelecek ufku ile ilgili ciddi bir sorumluluktur.

Kaynak:http://yenisafak.com.tr/yazarlar/AkifEmre/bir-algi-operasyonu-olarak-islamcilik-siyasal-islam/50643                                

 

 

1.454 kere okundu