A. Turan Alkan-İsmet Özel ‘Maçı’ ya da Faşistler Geri mi Döndüler!?

MURAT TÜRKER                                                              24.12.2009

Aşağıdaki okuyucu yorumları, Amerikalı bir aktrisin 32 yaşında öldüğü haberinin yer aldığı bir internet sitesinden alınmıştır; imlâ hataları yorum sahiplerine aittir:

“Yüce kitabımızda cennete gideceklerin müslüman, hristiyan ve yahudilerden seçileceği belirtilir. Kimin Allah’a inanıp inanmadığını yalnız Allah bilir. İnsanları yanlış bilgilendirmeyin…”

“Brittany Murphy’nin hiçbir filmini seyretmeyenlerin onun bu dünyadaki ve ahiretteki yaşamı hakkında yorum yazmaya hakları yok.Bence herşey açık.Bin Ladin gibi bozguncuların ve Murphy gibi yüreği temiz insanların ölümlerinden sonra nereye gidecekleri çok açık.”

“Allah(cc) senin tekelindemi istediğine rahmet eder sanamı sorcak :)))sonuçta bütün kitapların tanrısı aynı değilmi????”

“İster müslüman olsun ister hristiyan ister putperest ister ataist ne olursa olsun bizene önemli olan bir insan hayatı burda sona eriyor.müslümanlar çok iyi sankide kimin cennete gidip gitmeyeceğini bir allah bilir.Müslüman yada Hristiyanlığına göre değil kalbinin güzellğine göre hesap verir insan.Bu arada hristiyan larada Allah rahmet eylesin diyebilirz farkeden ne onlarda allahın kulu değilmi?”

Yorumlarda altı çizilesi yaklaşımları / iddiaları şöyle sıralayabiliriz: ‘Cennete gideceklerin, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerden seçilecekleri’, ‘hesaba çekilirken en merkezî kriterin kalp temizliği olduğu’, ‘bütün kitapların tanrısının aynı olduğu’ vs…

Alıntılanan bu dört yoruma bakarak, söz konusu düşünce sahiplerinin birkaç kişiyle sınırlı olduğu sonucuna varmak, yanlışlığı âşikâr bir durum…

Bugün sadece avam nezdinde muteber değil, ‘Cennetin müslümanların tekelinde olmadığı’ (!) iddiası…

Muharref bir dine ve kitaba iman eden müşrik Ehl-i Kitab’ı küfür dairesinin dışında tutan mebzul miktarda akademik analize de muhatabız…

Hangi süreçler bizi bu noktaya getirdi; bunun araştırmasını ve tesbitini en iyi geleceğin sosyologları yapacaklar.

Ama şu bir gerçek:

Kur’an’da geçen Ehl-i Kitab’a dönük olumlu atıfların, içlerinde muvahhidliğini muhafaza etmiş damara münhasır olduğunu ıskalayanlar, tekellüflü tevillerle yol almaya çalışıyorlar.

Vahyi parçalı okumaya tâbi tutan ilim ehli de, zihinlerine her geçen gün daha fazla modern / nevzuhur değer yargısı zerk edilen kalabalıklar da böylesi bir iklimde yeşeriyorlar.

İmam Rabbânî’nin gayr-ı Müslimlerle ilgili bakış açısını yansıtan mektubuna daha önceki bir yazımızda yer vermiştik.

O mektuba atf-ı nazar ettiğimizde, bugün genel kabule mazhar olan, her inancın saygı değer olduğu, insanların dinî tercihlerinin sosyal hayatta onlara herhangi bir imtiyaz tanımaması gerektiği, kısacası inancın bir üstünlük / aşağılık kıstası olamayacağı türünden yaklaşımların ne ölçüde köksüz ve türedi olduğunu rahatlıkla görebiliyorduk.

Ve belki de kendimize şu soruları soruyorduk:

‘İmanın insanı insan ettiği’ müthiş tesbitini yapan bir Ehl-i Sünnet âliminin izini takip ettiğimizi söylediğimiz halde, neden, imandan yoksunluğun insanîliği de sorgulamaya açık hâle getirdiğini fark edemiyorduk?

Buradaki ‘iman’ın, vahyin bize öğrettiği şekilde iman olduğunu, yani tahriften, şirkten, esaslarının bir kısmını kabul ederken diğer bir bölümünü reddetmekten berî olması gerektiğini niçin es geçiyorduk?

Galiba bu kabuller de bize modern zamanların hediyesiydi!

Mâruz kaldığımız fikrî bombardıman öylesine kuvvetli idi ki, en aklı başında olanlarımıza bile bu dolma yutturulmuştu.

Hangi dolma mı?

Herkesin eşit olduğu dolması…

Her inancın muhterem olduğu dolması…

İslâm’ın dinlerden bir din olduğu dolması…

Dün akşam İsmet Özel’le A. Turan Alkan’ı izledim beş-on dakikalığına…

Beş-on dakikalığına diyorum…

Çünkü A. Turan Alkan’a daha fazla sabretmek kolay olmayacaktı…

İsmet Özel, “Ben müslümanım, o halde üstünüm… Bütün gayr-ı Müslimlerden… Ayrıca insanî olarak da üstünüm…” falan demeye çalışırken A. Turan Alkan, bu yaklaşımı nasıl nitelendirdi biliyor musunuz: “Bu çok galiz bir düşünce! Cevap vermeye tenezzül bile etmiyorum!”

A. Turan Alkan sadece bir örnek…

Popülizmin serin sularında sürüklenen klasik bir okur-yazar profili…

Modern tasallutun rahminde büyüyen aydın savruluşunun tipik örneği…

Eskiden kabaca ırkçılara, Nazilere, başkasına inancından, görüşünden dolayı zulmedenlere faşist deniyordu…

Şimdi müslümanlığın bizâtihî üstünlük sebebi olduğunu söyleyenler böyle damgalanıyor…

“Ben müslümanım; dolayısıyla vahyin tarif ettiği şekilde inanmayanlarla eşit değilim” diyenler tukaka ediliyor…

Modern putlara eğilmeyenlerin sözleri, ‘çağ dışılık’ türü ithamların yedeğinde ademe mahkûm ediliyor…

Ve birileri, meş’um parmaklarını inancını eğip bükmeyenlere çevirip, “İşte faşistler! Geri döndüler!” diye çemkiriyorlar.

Ne yapalım?

Bu nevzuhur rüzgâra boyun mu eğelim?

Akıntıya kapılıp, birilerine şirin görünme yarışına mı girelim?

Ben yokum arkadaş!

Safım belli olsun!

Keşke İsmet Özel de, safını belli etme uğruna, böylesine düzeysiz ve kendini ifade imkânından mahrum bir ‘maça’ çıkmasaydı!