28 Şubat Mülâhazaları

MURAT TÜRKER                                                              08.03.2009

28 Şubat’ın sene-i devriyesi münasebetiyle yine türlü türlü analizlere muhatap olduk.

Lafı uzatmadan açıkça söyleyelim; mezkûr analizlerin ayakları en az yere basanı, mâhut post modern darbeye Erbakan iktidarının birtakım dinî içerikli kamusal tasarruflarının neden olduğu iddiasını içeren tahlildir.

Bu söyleme göre, Erbakan’ın “Kanlı mı olacak; kansız mı?”, “Rektörler başörtülülere selam duracak!” şeklindeki ‘gereksiz’ beyanları ve Başbakanlık konutunda tarikat önderlerine verdiği yemek türünden ‘anlamsız’ eylemleri, 28 Şubat’a sebebiyet vermiştir.

Tırnak içinde yazmış olmam, anlama bir ironi yükleme çabamdan kaynaklanmıyor; ben gerçekten de bu tür sözlerin ‘gereksiz’, bu tarz eylemlerin de ‘anlamsız’ olduğunu düşünüyorum.

Ancak bir hususun da altını çizmek gerekiyor: 28 Şubat sürecini tümüyle devrin iktidarının sözü edilen türde düşüncesiz tasarruflarına bağlamak hiç de mâkul bir yaklaşım tarzı değil.

Doğrudan ilgisi olmayabilir ama, nasıl İsrail, kan dökmek için Hamas’ın üç-beş ‘gariban’ füzesini bahane ediyorsa, aynen bunun gibi, ülkenin gidişatına yön vermek isteyen bir takım odaklar, o meş’um vasatta iktidarı alaşağı etmek için bazı kamusal tezâhürleri istismar yoluna gitmiştir.

Bu satırların yazarı, Erbakan ve kurmaylarının ‘mânâsız’ çıkışlarının 28 Şubat’ı tasarlayanlara malzeme teşkil edecek zenginlikte olduğunu kabul eder ama adı geçen anti demokratik müdahaleyi sadece bu türden tasarruflara bağlayan analizleri de fevkalade mesnedsiz bulur.

28 Şubat’ı, banka hortumlamaları ve medya rantının kesilmesi tarzında tezâhür eden ekonomik boyuttan ve D-8 projesi bağlamında gündeme gelen uluslar arası perspektiften soyutlayarak ele alanlar bence fazlasıyla yanılıyorlar.

Mesele elbette lânse edildiği gibi ‘irtica tehdidiyle mücadele’ meselesi değil…

Emniyet’te İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış Bülent Orakoğlu, müslüman dünyayı bütünleştirme temasıyla yola çıkmış D-8 ülkeleri projesinin mimarı konumundaki tüm müslüman ülke liderlerinin ya öldürülerek, ya da iktidardan uzaklaştırılarak tasfiye edildiğini söylüyor; ki son derece önemli bir tesbittir.

*

Ayrıca ben 28 Şubat teşebbüsünün –maalesef- başarılı olduğuna inananlardanım.

Erbakan’ın iktidar tecrübesinden kendince dersler alan mevcut hükümetin genel duruşuna rengini veren iddiasız ve itirazsız tutum ile müslümanların sosyal hayatında ivme kazanan dünyevîleşme göz önünde bulundurulduğunda, bu tesbitte ciddi bir haklılık payı olduğu gerçeği kendiliğinden tebârüz edecektir.

Bugünün müslüman bireyi, ‘28 Şubat bâdiresi’ni yaşamış olmanın bilinciyle, artık cârî sistemle çatışmaması gerektiğini öğrenmiş bulunmaktadır!

Bugünün müslüman bireyi, kartları açık oynamayacak kadar akıllanmıştır!

Çok benimsemese bile, hâkim düzene eklemlenmenin, olaylara daha pragmatik yaklaşmanın ne derece ‘sonuç alıcı’ olduğunun farkındadır!

Hem insan bükemediği bileği öpmeli değil midir!?

Ne diye ‘radikal müslüman’ yordamıyla hareket edeceğizdir!?

Bu düzene itiraz etmenin sonuçsuz olduğu ortadayken, atılacak en stratejik adım, herkes gibi davranıp sistem içinde başa güreşmek değil midir!?

Canım reel politik diye bir şey vardır!!!

Yıllardır ‘ilke, ilke’ diye tutturanlar yüzünden müslümanlar hep geri kalmamışlar mıdır!?

Hem icâbında ilkeleri biraz esnetmenin, çağa ayak uydurmanın, gerektiğinde pozisyonel tavır almanın ne mahzuru olabilir ki!?

28 Şubat!

İyi ki varsın!!!

Sâyende tüm bunları öğrendik de, artık sesimiz daha gür çıkıyor!!!

*

28 Şubat’la ilgili son bir nokta…

O süreci yaşayan kimi müslümanlar, iyi bir sınav vermediler kanımca…

Çizgimiz, tutumumuz ve meşrebimiz Refah Partisi zihniyetiyle uyuşmuyor olsa bile, yapılanın bir anti-demokratik müdahale olduğunu haykırabilmeliydik hepimiz…

Hatta bazılarında “Bak biz dememiş miydik? Siyaset yoluyla dine hizmet edilemez. Etmeye çalışanlar da bu hâle getirilir.” tarzında sanki haklı çıkmış olmanın gizli sevincini taşıyan yaklaşımlar göze çarptı ki; fevkalâde yürek burkucudur.

28 Şubat’ı vücuda getiren düşünce yordamı irtica meselesini bahane etmiştir ama konu o zihnî pozisyonun dine karşı tutumu olduğunda, sorunlarının dine herhangi bir yolla hizmet edenlerle değil, bir bütün olarak dine hizmet edenlerle olduğu bedihidir.

Genel bir sorun bu: Bana dokunmayan…